ÖMRÜMÜZDEN BİR YAPRAK DAHA GİTTİ, MUHASEBESİNİ YAPMAMIZ GEREKMEZ Mİ?
ÖMRÜMÜZDEN BİR YAPRAK DAHA GİTTİ, MUHASEBESİNİ YAPMAMIZ GEREKMEZ Mİ?
Evet, ömür sermayemizden bir yıl daha kopup gitti. Buna üzülmeli mi, sevinmeli mi yoksa muhasebesini mi yapmalıyız? Aslında bizler, aklımız kâr ve zarara erdiği andan itibaren, hesabımızı/muhasebemizi yapmaya başlarız. Babasının verdiği harçlığı nasıl harcayacağını planlayan çocuğumuzdan, dev yatırımlar projelendiren sanayicimize varıncaya kadar, herkes bir hesap içindedir.
İşin dünyaya dönük tarafında muhasebemize diyecek yoktur. Daha ilköğretim sıralarında öğrencimiz, bursluluk ve yatılılık imtihanının heyecanı ve hesabı içindedir. Lise döneminde de üniversite sınavının kaygısı başlar. Lise son sınıfta bu kaygı doruk noktaya ulaşır. Bunları yadırgadığım için dile getirmiyorum, kınamıyorum da… Bugünkü eğitim hayatının insanımıza yüklediği sorumlulukların aşamalarıdır bunlar… Dünyada belli bir yer edinmenin çırpınışlarıdır… Benim itirazım, bu hesabın sadece dünyaya yönelik olmasınadır. Dünyamızı imar için bu tasarımların muhasebesini yaparken, ahiretimiz için bu dozda ve bu heyecanda bir planımız ya yoktur ya da çok zayıftır.
Çocuğumuzu üniversite sınavına motive edip heyecan ve gayret içine sokarken, aynı heyecanı ve motivasyonu kıyamet sınavı için yapmıyoruz. “İstikbalini/geleceğini garanti etmek için üniversiteyi kazanmalıdır” diyoruz; fakat ahiret istikbalini, “dünya” kadar kaale almıyoruz. “Ey iman edenler! Kendinizi ve aile fertlerinizi ateşten/cehennemden koruyun” (66/Tahrim:6) ayeti çerçevesinde düşünerek dünyada açlık, işsizlik, şahsiyetsizlik ateşinden korunmaya ve aile fertlerimizi korumaya çalıştığımız kadar, cehennem ateşinden korunma ve korumaya çalışmıyoruz. En azından çocuğumuz, dünyasını imar ederken ahiretini imha etmesin, “Sizin hayırlınız; dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyip her ikisini birlikte yürüteninizdir. Çünkü dünya, ahirete ulaştırıcı bir vasıtadır. Sakın insanlara yük olmayın.” (Ramuzu’l Ehadis, sh.363) hadisi şerifi gereğince hareket etmiyoruz.
Nebiyyi Muhterem (s.a.v), akıllı insanın tanımını şöyle yapıyor: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Sefih/aciz/ahmak kişi de, nefsini hevasına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran/bunu yeterli sayandır.” (Tirmizi, Kıyame, 25; İbni Mace, Zühd, 31)
Hâlbuki bizim dünya anlayışımıza göre akıllı; dünya için hesabını-kitabını iyi yapan, işini-gücünü yoluna koymuş, yatırımlar yapan, kazanan,........
© Mir'at Haber
