menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

LÛT KAVMİNDEN FARKI NE Kİ, LGBT’Lİ SAPIK TOPLUMLAR HELAK OLMUYORLAR?

53 0
29.09.2026

LÛT KAVMİNDEN FARKI NE Kİ, LGBT’Lİ SAPIK TOPLUMLAR HELAK OLMUYORLAR?

LGBT denen sapkınların Türkiye’deki ilk gayri resmi oluşumları 1990’larda hayata geçti. İki dernek kurdular. Ancak o dönemde yasal tüzel kişilik kazanamadılar. AB uyum yasaları kapsamında 2004 yılında çıkarılan yeni Dernekler Kanunu ile dernek kurma ve dış bağlantı/fon alma kuralları esnetildi. Bu yasal değişiklik sonrasında ilk resmi başvurular yapılarak 2005 yılında Türkiye’nin yasal tüzel kişilik kazanan ilk resmi LGBT derneği kuruldu. Ardından sayıları artarak farklı illerde ve üniversitelerde yeni dernekler ve topluluklar kuruldu.

Görüldüğü gibi Avrupa Birliği sevdasına 2004 yılında yapılan düzenlemelerle Türkiye’de LGBT’nin dernekleşmesinin önü açılmış oldu. Bakıldı ki bu sapık yapılanma, faaliyetlerini ilkokullara kadar yaygınlaştırdı ve sokaklarda sözüm ona “onur” yürüyüşleri yaparak ahlaksız tavırlar göstermeye başladılar. Ailelere sıçradı. Şimdilerde yanlış yaptıklarını anladılar ve LGBT derneklerine operasyonlar yapıyorlar. Yapsınlar. Zararın neresinden dönülürse kârdır.

Bu yazımızın konusu, Avrupa’da oldukça rağbet gören ve devletçe korunup desteklenen, bize de sıçrayan bu sapıklık, Lût kavminden daha ileri seviyede toplumsal tırmanış gösterdiği halde Allah bu toplulukları neden yere çakmıyor? Sorusuna cevap aramak olacaktır.

Birçok yazımda insanın sadece karından ibaret olmadığını, “KAFA”, “KALP” ve “KARIN”dan meydana geldiğini vurguladım. Çünkü Rasûlullah (sav), Medine’ye hicret edince Mescidi inşa ederek Kalbi; Suffeyi inşa ederek Kafayı; pazar yerini inşa ederek de Karnı doyurmayı hedeflemiştir. Batı medeniyeti, karınları doyurmayı, yani maddi refahı hedeflediği için kafa ve kalbin inşasındaki manevi değerleri yok saymıştır.

Batının özgürlük anlayışı; “İnsanı, dinin boyunduruğundan kurtararak her şeyi, arzu ettiği şekilde tercih etmek ve yapmaktır.” Yani Batı medeniyeti, insanın nefsânî arzularının boyunduruğuna girmeyi, hevâ ve hevesine köle olmayı özgürlük olarak kabul ediyor.

Hâlbuki insan ya Allah’ı ilah edinerek O’nun emir ve yasaklarına uyar, ya da hevâ ve hevesini yani nefsânî arzularını ilah edinerek onun güdümüne girer. Batının seçtiğinin adı özgürlük değil, Yüce Varlığın emrinden çıkıp nefse köle olmaktır. Bu durumu Yüce Allah şöyle dile getirir: “Kendi istek ve tutkularını/hevâsını ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkan:25/43) 

İşte hevâ ve hevesini ilah edinmiş Avrupa medeniyetinde ahlakî........

© Mir'at Haber