menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

HİCRET DEVAM EDİYOR

5 0
13.06.2026

Mekke’yi terk ederken Hz. Peygamber (s.a.v.), kendisine öğretilen şu hicret duasını okumuştur: “وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا” “(Medine’ye gitmek için yola çıktığın andan itibaren Rabb’ine el açıp yalvararak) de ki: “Ey Yüce Rabb’im; gireceğim (Medine dâhil her) yere esenlik ve doğruluk üzere girmemi, çıkacağım her yerden esenlik ve doğruluk üzere çıkmamı sağla ve bana katından, (şirke, küfre, isyana ve zulme karşı mücâdelede mü’minleri) destekleyen (bir güç, bir yetki, egemenlik, bir iktidar,) bir kudret bağışla!”[1] Bu ayeti indiği mekân, bağlam ve kavramsal açıdan ele alıp Müslümanlardan beklenen eylem çerçevesinde anlamak gerekir. Kur’an dilinden ve hicret esnasındaki ortamdan habersiz bir anlayış ve yorum, beklenen amacı asla gerçekleştiremez. Ayetin iniş ortamı; küfrün egemen olduğu bir coğrafyada inananların emniyetlerini tüm çalışmalarına rağmen temin edemeyen bir peygamberin hicret yurdu araması ve sonra da ilahi işaretle Yesrib’e hicrete izin verilmesidir. Yüce Allah, nebisine bu ayeti hicret öncesi indirdiğinde bir de dua öğretmiştir. Ayete göre Hz. Peygamber, Rabbinden; “Yardımcı bir sultan” istemektedir. Burada “sultan” kelimesine verilen anlama kısa bir bahis açmak istiyoruz. Sözlükte sultan; Kahr, galebe, kuvvet, mülk, hüccet, burhan, velayet, yetke, tasarruf, saltanat, vali, emir, halife vb. anlamlara gelmektedir.[2] Verilen anlamlar siyasal içeriklidir. Kavramın izahı sadedinde ilk dönem müfessirlerinden birkaç tanesinin görüşlerini alarak nebevi tefsirle köprü kurmak istiyoruz. Tabiînin en büyüklerinden olan Hasan el Basri (v.h: 110) “Ayette Farsların ve Rumların egemenliklerinin sona ereceği vad ediliyor. Ayrıca kâfirlere silahla, münafıklara ise ceza hukukunu uygulmak suretiyle hâkim olunacağı” belirtiliyor demiştir.[3] Teferruata dalmadan konuyu özetlersek, Hasan el-Basri ayete hâkimiyet odaklı bir yorum getirmiştir. İlk dönem müfessirlerinden Katade ise “sultan” kavramını, Allah’ın Kitabı’nın, hadlerin ve dininin uygulanması” diye yorumlamıştır.[4] Kitabın tatbikini ve dinin uygulama alanı bulmasını siyasetle ifade etmenin dışında imkân yoktur. Bize göre en harika yorum yapanlardan biri de İmam Maturidî’dir.[5] Vefat tarihi hicri 333 olan Maturidî, Te’vilat’ında “sultan” kavramını; “Kendisiyle dine yardım edilecek olan yetki, kuvvet; hadleri ve dinin ahkâmını uygulamak, şeriatı tatbik ve velayet” olarak tefsir etmiştir. Zira velayet İslâm’ın hükümlerini uygulamaktır.[6] İslâm’ın hükümlerinin tevhid ehli yöneticiler tarafından uygulandığı ülkeler gerçek anlamda İslâm ülkesidirler. İşte hicret böyle bir ülkenin arayışıdır; hicret bunun için vardır. İmam Maturidi buna işaret etmiştir. Hâl böyleyken yüz yıllar sonra bu anlayıştan geriye düşerek hicreti sadece tarihsel bağlamda ele alıp yoldaki bazı tabiatüstü olaylara indirgeyip duygusallaştırmak, hicreti katletmektir. Hicretin ruhunu ve özünü yok etmektir.  Bugün maalesef durum budur. Hicretin özü sayılan siyasal tarafı buharlaştırılmıştır. Bu tarihselci ve ölü yaklaşımdan kurtulmak için çare, hicretin kurumsallaşmasıdır.

Kurumsallaşmış bir hicret anlayışında, Müslümanların ahlaki arınması sistematik hâle getirildiği gibi, siyasal anlamda da dünya sisteminin yörüngesinden çıkarak İslâmî sistemi devreye sokmak; dünyaya adalet odaklı alternatif siyaset uygulamasını sunmak vardır. Yaşadığımız mekânın kimliğini belirleme ve ona bağlı çalışmalar üretmenin vücubiyeti söz konusudur. Müslümanlar arasındaki hicret değerlendirmeleri, bugün olaya nasıl bakıldığının göstergesidir. Kanaatimize göre hicrete istikamet üzere bakış ve anlayış gittikçe zayıflamaktadır. Bu zayıflama islamizasyon politikalarının etkin olduğu halkı Müslüman toplumlarda daha da yoğundur. Sadece marjinal bir grupta noele alternatif üretememenin kaygısı söz konusudur. Siyasal bağlamda ve velayet odaklı bir hicret anlayışı henüz kitlesel anlamda sahiplerini bulamamıştır. Kurumsal anlamdaki hicret, sahiplerini bulamadığı için de müşrik düzenlerin ömrü uzamaktadır. Bu bulamayış aynı zamanda Müslümanlık anlayışımızın ciddiyet göstergesidir.

Bu bağlamda şu hususu sorgulayabiliriz. Hicret olmuş bitmiş bir olay mıdır? Yoksa devam etmekte midir? İslâmî ilimlere ve kaynaklara metodik ve bütüncül bakamayanlar için hicret olup bitmiş tarihsel bir hadisedir. Hicretin tarihsel bir vaka olduğunu iddia edenler bile kendilerine hadislerden örnekler verebilmektedirler. Verilen örnek şudur:........

© Mir'at Haber