KUR’AN’IN ORTAK KELİMEYE DAVETİ
KUR’AN’IN ORTAK KELİMEYE DAVETİ
Şüphesiz Kur’an’ın insanları eğitmedeki ve ikna edici delillerdeki güzelliği dikkat çekicidir. Mesela bir yerde önce Resulullah’ın diliyle İsa’nın (as) hayatındaki farklı aşamalarını anlatarak onun bir tanrı olmadığını, Allah’ın kulu ve bir elçisini olduğunu, onun da kavmini Tevhid inancına (İslâm’a) davet ettiğini vurguluyor.
Sonra da şöyle beyan ediyor:
“De ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir kelimeye geliniz: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilah edinmesin. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şâhit olun ki biz Müslümanlarız! deyiniz.” (Âli İmran 3/64)
Ehl-i kitabın sözlük anlamı “ilâhi bir kitaba inananlar” demektir. Kur’an dışındaki ilâhî kitaplarda yer almayan bu terkip, terim olarak Müslümanlar dışındaki kutsal kitap sahibi din mensupları için kullanılır. İlk dönem müfessirleri En’am 6/156dan hareketle bununla Yahudi ve Hristiyanların kastedildiği görüşünde idiler. (Kaya, R. TDV İslâm Ansiklopedisi, 10/516)
Bu âyet bazılarına göre (muhtemelen 9. Hicri yılda) Medine’ye gelen Necran heyetine, bazılarına göre de Medine Yahudilerine sesleniyor. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 3/299)
İbni Abbâs’a göre bu âyet keşiş ve rahipler hakkında indi. (İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 200)
Ancak bunun bütün ehl-i kitaba ve onların durumunda olanlara yöneltilmiş genel bir hitap olduğunu söylemeliyiz.
Âyet onları bütün Peygamberler ve ilahî kitaplarda müşterek olan bir söze (kelimeye) çağırıyor.
Bu çağrıda öncelikle üç önemli esas var:
1. Allah’tan başkasına kulluk yapmamak.
2. Allah’a ortak (şirk) koşmamak.
3. Allah’ın dışında hiçbir şeye tanrılık vermemek.
İslâmın diğer dinlerle diyaloğa girebilmesinin asgari şartları da budur.
“Üzeyr, Allah’ın oğludur”, “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur” (Tevbe 9/30) demek, haram ve helâl kılmakta Allah’ın hükümlerine mukabil âlimlerin, ruhbanların, reislerin görüşlerini esas almak onları tanrı edinmektir ve şirktir. Zira onlar insandır (beşerdir), ilah değillerdir. Takip eden âyette bu sapıklığa işaret ediliyor: “Onlar bilim adamlarını (hibr’lerini), rahiplerini (ruhbanları) ve Meryem oğlu İsa’yı Allah’tan başka Rabbler edindiler.” (Tevbe 9/31)
Bu âyet nâzil olunca o sırada Rasûlüllah’ın yanında olan Adiyy b. Hâtem ona:
– “Ya Resulallah! Biz o rahiplere tapmıyorduk ki…” dedi. Bunun üzerine Resulullah şöyle sordu:
– “Pekiyi, onlar size istediklerini helâl, istediklerini haram kılıyorlar ve siz de onlara uyuyor değil miydiniz?” Adiyy;
– “Evet” deyince Peygamber;
– “İşte burada söylenen odur” dedi. (Tirmizî, Tefsir 9/10 no: 3095. Garip kaydıyla)
Eğer bu rivâyet doğru ise, önemli bir tehlike ve uyarı söz konusu: Allah’ın koyduğu helâl-haram hükümlerini kabul etmeyip, onların yerine herhangi bir otoritenin helâl-haram ölçülerini kabul etmek ve uymak, o otoriteyi rab (tanrı) edinmektir ve Kur’an’a göre böyle bir tutum, böyle bir inanç şirktir.
Kur’an’ın davet ettiği ortak kelimeye, inanca ve kulluk görevine ait bu çağrıyı kabul etmeyen ehl-i kitaba mü’minler; “Şâhit olun, biz Müslümanız” derler.
Bu da dolaylı olarak ehl-i kitabın bütün elçilerin tebliğ ettiği Tevhidî esasları/gerçeği reddettiklerini haber vermektir. (Ebu’s-Suud,........
