BEL’AM’IN İZİNDE YÜRÜYENLER
BEL’AM’IN İZİNDE YÜRÜYENLER
Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’de geçmiş ümmetlerin kıssalarını yalnızca tarih anlatmak için zikretmez. Her kıssa, her çağın insanına yöneltilmiş bir ikaz, her neslin önüne tutulmuş bir aynadır. İsimler değişir, zaman değişir, coğrafyalar değişir; fakat karakterler değişmez.
Hz. Musa’nın karşısında Firavun vardı; zulmü ve azgın siyaseti temsil ediyordu. Karun vardı; serveti ilahlaştıran ve malını tahakküm aracı hâline getiren sermayeyi temsil ediyordu. Hâmân vardı; zalim iktidarın emrine girmiş bürokrasinin simgesiydi.
Peki ya Allah’ın âyetlerini bildiği hâlde onları dünya menfaatine satanlar? İlmini hakikatin hizmetine değil; makamın, servetin ve nefsin emrine verenler?
İşte onların portresi, A’râf Sûresi’nin 175 ve 176. âyetlerinde çizilir. Rabbimiz şöyle buyurur:
“Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini onlara oku. O, bu âyetlerden sıyrılıp çıktı; bunun üzerine şeytan onu peşine taktı da azgınlardan oldu. Eğer dileseydik onu bu âyetlerle yüceltirdik; fakat o, dünyaya saplanıp kaldı ve hevasına uydu. Onun durumu, üzerine varsan da kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan topluluğun misalidir. Bu kıssayı anlat; belki düşünürler.” (A’râf, 7/175-176)
Müfessirlerin önemli bir kısmı, burada kastedilen kişinin Bel’am b. Bâûrâ olduğunu ifade eder.
Bel’am sıradan bir insan değildi. Allah’ın âyetlerini biliyordu, ilim sahibiydi, duası makbul kabul edilen bir kimseydi. Fakat ilim onu Allah’a yaklaştırmadı; aksine Allah’tan uzaklaştırdı. Hakikati savunması gerekirken onu........
