İSLAM’IN LAİKLİĞE İTİRAZI
İSLAM’IN LAİKLİĞE İTİRAZI
İslam’ın laikliğe yönelik itirazı, çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır. Bu itiraz, belirli bir siyasi partiye, bir toplumsal kesime veya herhangi bir millete karşı geliştirilmiş bir tepki değildir. Aynı şekilde mesele, sadece anayasalarda geçen bir kelimeye duyulan rahatsızlık da değildir. İslam’ın itirazı, çok daha temel bir noktada başlar: Hayatın ölçüsünü kim belirleyecektir? İnsan mı, yoksa insanı yaratan Allah mı? İşte bütün tartışmanın merkezinde bu soru vardır. Kur’an’ın ortaya koyduğu tevhid anlayışı, Allah’ın yalnızca yaratıcı olduğunu değil; aynı zamanda hüküm koyan, yol gösteren ve insanlar için helali, haramı, adaleti ve hakkı belirleyen yegâne otorite olduğunu bildirir. Bu sebeple Müslüman için din, yalnızca vicdanda yaşanan bir inanç değildir; aynı zamanda hayatın bütün alanlarını kuşatan ilahi bir rehberdir.
Kur’an’ın ilk muhatapları olan Mekke müşrikleri de Allah’ın yaratıcı olduğunu inkâr etmiyorlardı. Onların temel problemi, Allah’ın hayat üzerindeki hükümranlığını kabul etmemeleriydi. Kendi geleneklerini, kabile çıkarlarını ve beşerî hükümlerini vahyin önüne geçiriyorlardı. Kur’an’ın daveti ise yalnızca putların kırılmasına değil, insanın kendisini mutlak ölçü hâline getirmesine de karşıydı. Bu sebeple tevhid, sadece “Allah vardır.” demek değildir. Tevhid aynı zamanda, hayatın hangi ölçülerle düzenleneceğini belirleme hakkının nihai olarak Allah’a ait olduğunu kabul etmektir. Kur’an’da, “Hüküm yalnız Allah’ındır.” buyurulurken, mesele yalnızca mahkeme kararları değil; insan hayatına yön veren bütün ölçülerdir.
Bu noktada İslam’ın laikliğe yönelik eleştirisi, insanların inanç özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik bir çağrı değildir. Esas itiraz, dinin hayatın dışına itilmesi ve vahyin bireysel alanla sınırlandırılması anlayışınadır. İslam’a göre Allah, insanı sadece nasıl namaz kılacağını öğretmek için vahiy göndermemiştir. Kur’an; ticaretten mirasa, aile hukukundan yetim hakkına, kamu emanetinden savaş hukukuna, adaletten sosyal yardımlaşmaya kadar birçok konuda ilkeler ortaya koymaktadır. Eğer vahiy yalnızca ibadetlerle sınırlı kabul edilirse, Kur’an’ın hayatı kuşatan yönü büyük ölçüde daraltılmış olur. Müslümanın bu konudaki hassasiyeti de tam burada ortaya çıkar. Çünkü onun nazarında vahiy, hayatın herhangi bir bölümüne ait değil, hayatın........
