BU ÇAĞIN İNSANLARIYIZ
BU ÇAĞIN İNSANLARIYIZ
İnsan, bazen yaşadığı zamana yabancılaşır. İçinde bulunduğu çağın ruhuna dokunamadığını, hatta ona ait olmadığını hisseder. Modern dünyanın hızlı ritmi, mekanikleşmiş insan ilişkileri, ruhsuz şehirleri ve tüketim üzerine kurulu yaşam anlayışı; insanın iç dünyasında derin bir kırılma meydana getirmiştir. Bu kırılma yalnızca psikolojik değildir; aynı zamanda varoluşsal bir kopuştur. Çünkü çağımız insanı, bilgiye ulaşmanın zirvesine çıkmış ama hakikatin anlamını kaybetmiştir. Teknoloji gelişmiş, şehirler büyümüş, imkanlar artmış; fakat insanın kalbi küçülmüş, vicdanı yorgun düşmüş, ruhu daralmıştır.
Bugün milyonlarca insan kalabalıkların içinde yalnızdır. İnsanlar birbirine daha kolay ulaşırken, birbirinin ruhuna daha az dokunmaktadır. Bir ekranın ışığı altında geçirilen saatler, insanın kendi iç karanlığını daha da büyütmektedir. Modern çağ insana sürekli “daha fazla sahip olmayı” öğütlemiş, fakat “nasıl insan kalınacağını” öğretememiştir. İşte bu nedenle günümüz insanı, çoğu zaman kendisini ait olmadığı bir çağın içinde sürgünde hisseder.
Oysa insanın unuttuğu en büyük hakikat şudur: Allah hiçbir insanı yanlış bir zamana göndermez. Eğer biz bu çağda doğduysak, bu çağın sancılarını hissediyorsak ve bu çağın karanlığını görüyorsak; aynı zamanda bu çağın sorumluluğunu taşıyabilecek bir özle yaratılmışız demektir. İnsan sadece yaşamak için değil, şahit olmak için yaratılmıştır. Hakikatin şahidi, adaletin şahidi, merhametin şahidi olmak için…
Çağın Karanlığı ve İnsan Ruhunun Yalnızlığı
Çağımızın en büyük trajedisi, teknolojik geri kalmışlık ya da ekonomik krizler değildir. Asıl trajedi, insanın ruhunu kaybetmeye başlamasıdır. İnsanlık bugün büyük binalar inşa etmiş, şehirleri ışıklarla doldurmuş, sınırları aşan iletişim ağları kurmuştur; fakat kendi iç dünyasını karanlığa terk etmiştir. Modern insan, dışarıdan güçlü görünmesine rağmen içeride büyük bir boşluk taşımaktadır.
Bugün insanlar sabah uyandıklarında ilk olarak gökyüzüne değil, telefon ekranlarına bakmaktadır. Kalpler, algoritmaların yönlendirdiği bir dünyanın içinde yavaş yavaş hissizleşmektedir. Bir insanın acısı birkaç saniyelik görüntülere dönüşmekte, savaşlar ekranlarda sıradan haber başlıkları gibi akıp gitmektedir. İnsanlık, merhameti kaybettikçe duyarsızlaşmakta; duyarsızlaştıkça insanlığından uzaklaşmaktadır.
Modern çağın en büyük putu belki de “tüketimdir.” İnsan artık yalnızca eşyaları değil; zamanı, ilişkileri, duyguları........
