ÜSTAD’A YAPILAN İTİBAR SUİKASTI
ÜSTAD’A YAPILAN İTİBAR SUİKASTI
Üstad, hayatı iki perde halinde yaşamış bir insandır. İlk perdesi, Paris sokaklarından Beyoğlu’nun karanlık dehlizlerine kadar uzanan, her köşesinde mutlak hakikati arayan fakat bulamayıp çıldıran, varoluşun dehlizlerinde kıvranan bir gençliğin bohem hayatıdır. Üstad, geçmişini hiçbir zaman gizlememiş ve Babıâli’de ifade ettiği gibi aksine “günahlarını dökmüştür.” Bilakis O ve Ben’de, Kafa Kağıdı’nda ruhunun ne kadar büyük bir zifiri karanlıktan geçerek aydınlığa çıktığını, kendi etimi deşercesine anlatmıştır.
“Geçmişi bir çöplük gibi arkamda bıraktım; o çöplüğü eşeleyenler ancak kelplerdir (köpeklerdir).”
Büyük mürşid ve remz şahsiyetimiz Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’nin kapısına diz çöktüğü gün, eski Necip Fazıl ölmüş, yerine ruhunu mutlak hakikate ram etmiş yeni bir Necip Fazıl doğmuştur. 1950’li yıllarda şahsına kurulan o adi “kulüp baskını” tertibi ise, tam bir tek parti zihniyeti ve emniyet kumpasıdır. Bir gazeteci, bir mütefekkir olarak cemiyetin röntgenini çekmek, fikir dünyasına malzeme toplamak gayesiyle bulunduğu bir mekanda, eski zaaflarıyla vurmaya kalkanlar tarafından, ruhundaki o büyük metamorfozu, o şanlı uyanışı kavrayamayan cücelerin alçaklığıdır.
Merhum Adnan Menderes döneminde “Örtülü Ödenek”ten para almakla ve iktidarın kalemi olmakla suçlayanlar, ne neşriyat tarihinden haberdardırlar ne de fikir namusundan.
27 Mayıs 1960 darbesinin ardından kurulan Yassıada sömürge mahkemesinde, Mahkeme Başkanı Salim Başol’un “Örtülü ödenekten size muazzam yardım yapılmış… Nasıl oldu, hangi sebeple bu hizmete mukabil aldınız?” sorusuna karşı Üstad şu net ve meşhur savunmayı yapmıştır:
“Evet, ben örtülü ödenekten para aldım ve aldığımdan ziyade neden, ne yüzden aldığım mühimdir. Ben örtülü ödenekten methiyeci, kasideci, eski Roma cenazelerinde sahte ağlayıcıları gibi vicdan kiracısı olarak para almadım ve bunlardan hiçbirisini yapmadım. 1943’ten 1960’a kadar taştan taşa vurulan, zindandan zindana süründürülen mukaddesatçı, milliyetçi, Anadolucu, ahlakçı bir idealin himayesi yolunda para aldım.”
Üstad, örtülü ödeneğin devletin ve milletin parası olduğunu, kendisinin de ömrünü bu milletin ruh kökünü canlandırmaya adadığını söyleyerek bu desteği “davamın baş hakkı olarak aldığım ve bunu iftiharla ilan ettiğim bir hak” olarak tanımlamıştır.
Parayı almasına rağmen Menderes’i her zaman tamamen desteklememiş, DP’nin hatalı gördüğü politikalarını ve mukaddesatçı çizgiden saptığı dönemleri en sert şekilde eleştirmekten geri durmamıştır. Nitekim Menderes de mahkemedeki ifadesinde, “Yazılarının memlekete yararlı olmaktan ayrıldığını gördüğümüz zaman münasebeti kestik. Uzun zaman münasebeti kesiyoruz, tekrar geliyor…” diyerek aralarındaki ilişkinin bir emir-komuta veya “satın alma” ilişkisi olmadığını itiraf etmiştir.
Eğer bu tatlısu solcularının dediği gibi bir satılık kalem, bir “saray şairi” olsaydı,........
