ZORUNLU EĞİTİM SADECE NESLİ DEĞİL, TARIMI DA ÇÖKERTİYOR!
‘‘ZORUNLU EĞİTİM SADECE NESLİ DEĞİL, TARIMI DA ÇÖKERTİYOR!’’
ZORUNLU EĞİTİM, ZORUNLU ÇÖKÜŞ: KÖYDEN ŞEHRE KAYBOLAN NESİLLER Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadiselerin ardından kaleme aldığımız yazıda da ifade edildiği üzere, 12 yıllık zorunlu eğitim sistemi yalnızca eğitim alanını değil; toplumsal yapının tamamını sarsan, derin krizler üreten, ciddi kırılmalara yol açan ve hem maddi hem de manevi kayıpları büyüten yapısal bir soruna dönüşmüştür… Bugün gelinen noktada, aynı meselenin çok daha kritik ve hayati bir boyutuyla karşı karşıyayız. Malum olduğu üzere tarım ve gıda güvenliği, ülkemiz açısından artık yalnızca ekonomik bir alan değil; stratejik önemi yüksek, doğrudan milli beka ile ilgili temel bir mesele hâline gelmiştir. Ne var ki Türkiye’de tarımda yaşanan derin krizin başlıca nedenlerinden biri de yine bu ucube! 12 yıllık zorunlu eğitim sistemidir.
İNSAN GİTTİĞİNDE TARIM DA BİTER: ÇÖKÜŞÜN GERÇEK BAŞLANGICI Türkiye’de tarımın bugün geldiği nokta, basit bir ekonomik daralma ya da teknolojik dönüşümle açıklanamaz; bu tablo, uzun yıllara yayılan yanlış tercihlerin, ihmal edilen gerçeklerin ve en önemlisi insan kaynağının hatalı yönetilmesinin birikmiş sonucudur. Tarımın çöküşü, çözülmesi topraktan değil, insandan başlamıştır! Tarımın üç temel şartı vardır birincisi nitelikli toprak; üretime elverişli arazi. İkincisi uygun iklim/su; mevsimlerin olması gerektiği gibi yaşandığı doğal denge. Türkiye bu iki başlıkta hâlâ güçlü bir zemine sahiptir. Ne var ki üçüncü ve belirleyici unsur, çoğu zaman göz ardı edilmiştir: İnsan gücü… Toprak vardır, iklim vardır; fakat o toprağı işleyecek, üretimi sürdürecek insan yoksa, bütün bu imkânlar atıl bir potansiyelden öteye geçemez.
ZORUNLU EĞİTİM, ZORUNLU KOPUŞ: KÖYDEN ŞEHRE KAYBOLAN NESİLLER Sorunun düğüm noktası da tam burada ortaya çıkar. Yıllardır uygulanan zorunlu eğitim sistemi, özellikle 4 4 4 yapısı, genç nüfusu en üretken çağında üretim alanlarından koparmaktadır. On iki yıl süren zorunlu eğitim ve ardından neredeyse otomatik bir yönelim hâline gelen üniversite süreci, gençleri 20’li, 25’li yaşlara kadar sistemin içinde tutarken; onlara ne hayatla uyumlu bir beceri kazandırmakta ne de gerçek bir meslek sunmaktadır. Böylece köyünden kopmuş, şehirde de tutunmakta zorlanan, iki dünya arasında sıkışmış bir gençlik ortaya çıkmaktadır… Bu kopuşun en somut ve en kritik boyutlarından biri de köy okullarının kapatılması ve çocukların ilçe ve il merkezlerine taşınmasıdır. Henüz çocuk yaşta köyünden, toprağından ve üretim kültüründen uzaklaştırılan bu nesiller…........
