SÜLEYMANİYE’DE BAYRAM SABAHI
SÜLEYMANİYEDE BAYRAM SABAHI
Yahya Kemal, Osmanlının en zor ve bunalımlı yıllarında milli haysiyet ve gururumuzu onaran; fikirleriyle sanatıyla millî mücadele ruhunun canlanmasında etkili olan, usta şair, diplomat ve siyasetçidir. Ülkenin içinde bulunduğu durumdan kurtuluş çaresini Batı’yı her yönüyle taklit etmede bulanların sesinin çokça duyulduğu bir zamanda, O, geçmişin güzelliklerine sahip çıkmaktan çekinmemiş; geçmişi, yeni bir gözle, yeni bir estetikle günümüze kadar uzanan nesillere sevdirmeyi başarmıştır.
Yahya Kemal, halen de toplumun her kesimince sevilip benimsenen şiirleriyle, şarkılarıyla hayatımızın içinde, gönüllerde yaşamaya devam etmektedir. Çünkü o, yetiştiği toplumun insanını, kültürünü, tarihini sevmiş, hayranlık duymuş ve duygularını, düşüncelerini bin bir emekle işleyip olgunlaştırarak gönüller hitap eden bir dile ulaşmıştır. Onun dilinden, tarihimizi, insanımızı, kültür değerlerimizi, keşfeder, kıymetli buluruz; alışageldiğimizin ötesinde bir duyguyla severiz. Dinî bayramlarımızın manası, ezan, inanmış birinin güzelliği Yahya Kemal’le farklı hissedilir.
Bu yazımızda da “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiri ekseninde Yahya Kemal’i ve onun duygu ve düşünce dünyasında yer etmiş haliyle mazimizi anlamaya çalışacağız. Şair uzun yıllar gelenekten kopuk yurt dışında yaşadıktan sonra İstanbul’a dönmüş, birçok kaybın hüznünü yüreğinde taşımaktadır. Doğduğu şehir Üsküp’ü, orada yaşadığı anıları hatırlatan İstanbul semtlerini dolaşarak kendine teselli aramaktadır. ”Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiri hüznün teselliye dönüşümünü anlatan, umudu artıran bir şiirdir:
“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede, Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymaniye’de. Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati, Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan, Kalkıyor zaman perdesi her ân aradan. Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir, Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir. Bir mübarek geliş var!.. Ne mübârek, ne garip alem bu!.. Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu… Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir; O seferlerle açılmış nice yerlerdendir. Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık, Yürüyor durmadan insan ve hayalet karışık; Kimi gökten kimi yerden üşüşüp her kapıya, Giriyor birbiri ardınca, ilâhî yapıya, Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor, Bu saatlerde Süleymaniye târih oluyor.”
“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede, Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymaniye’de. Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati, Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan, Kalkıyor zaman perdesi her ân aradan. Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir, Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir. Bir mübarek geliş var!.. Ne mübârek, ne garip alem bu!.. Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu… Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir; O seferlerle açılmış nice yerlerdendir. Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık, Yürüyor durmadan insan ve hayalet karışık; Kimi gökten kimi yerden üşüşüp her kapıya, Giriyor birbiri ardınca, ilâhî yapıya, Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor, Bu saatlerde Süleymaniye târih oluyor.”
Süleymaniye Camii 7 yılda yapılmış, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirini ise Yahya Kemal 25 yılda tamamlamış. Şiir uzun olduğu için bütünüyle veremiyoruz, zaten amacımız da şiirin güzelliğinden çok verilen mesajlara dikkat çekmek, şiirde anlatılanların gerisindeki anlamı sezdirmek olduğundan şiirin devamını seçtiğimiz mısralarla özetleyerek ilerleyeceğiz.
Şair, Süleymaniye’de ihtişamlı bir bayram sabahının gönlünü genişletip aydınlatan neşesiyle doludur. Çünkü zaman perdesi aradan kalkmış, dirilerle beraber, bedeniyle hayatta olmayan geçmiş nesiller de gelmiştir, hepsi bir aradadır; dokuz asırlık tarihimizin bütün halkı bütün memleketi, camide toplanmışlardır, Yahya Kemal böyle hissediyor… O tarihimizi Malazgirt’ten başlatır, zaferle dolu geçmişimizi ilâhî yapıda resmigeçit yaparken görür gibidir.
“Ordu milletlerin en çok döğüşen, en sarpı Adamış sevdiği Allâh’ına böyle bir yapı En güzel mabedi olsun diye en son dinin Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin … Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmârıyle. Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne, Uhrevî bir kapı açmış buradan gök yüzüne, Tâ ki geçsin ezelî rahmete rûh orduları”
“Ordu milletlerin en çok döğüşen, en sarpı Adamış sevdiği Allâh’ına........
