RAHATLIK TUZAĞINI TANIMAK
RAHATLIK TUZAĞINI TANIMAK
Rahat bir hayat yaşamayı kim istemez? Geçim sıkıntısı çekmeden, bolluk ve kolaylık içinde, yorgunluktan uzak, acısız, ağrısız yaşamayı, hiçbir sıkıntı, üzüntü, kaygı ya da tedirginlik duymamayı; devamlı huzur ve esenlik içinde olmayı herkes ister. Çünkü yaratılışımızda acıdan kaçıp hazza yönelmek üzerine kurulmuş bir program var. Peki bize rahatsızlık veren şey, her ne ise ondan kaçıp uzaklaşmak her zaman haz verebilir mi? Elbette her kaçışın da bir yorgunluğu vardır. Bazen kaçmaktansa durup hem kendimizi hem de bizi kaçıran şeyin mahiyetini anlamaya çalışmak, gerektiğinde mücadele etmek, bize daha büyük haz getirebilir.
İnsanın var oluş serüveninde daha dünyaya gözlerini açmadan başlıyor zorluklarla mücadele. “Âsûde olam dersen eğer gelme cihâne / Meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan” diyor Ziya Paşa. Ona göre eğer rahat, huzur içinde bir yaşam sürmek istiyorsan bu dünyaya gelme; çünkü bu dünya meydanına düşen kişi, kaderin taşlarından (dert, bela, musibet) asla kurtulamaz. Hayatın düzeni böyle kurulmuş; üzüntü ve sıkıntılardan kaçış yoktur.
Eskiler anlatırlar, tüm dünya saltanatına ve olağanüstü güçlere sahip olan Hz. Süleyman bile gamsız, tasasız bir gün geçirmeyi Allah’tan dilemiş. Sarayının yüksek bir yerine çekilmiş. Bir süre sonra heybetli bir yabancı yanına gelmiş. Hz. Süleyman yabancıya sarayına nasıl girdiğini sormuş. Gelen misafir Azrail olduğunu söylemiş. Hz. Süleyman, “Ey ölüm meleği, bir günümü olsun tasasız gamsız geçireyim dedim, buraya geldim” demiş. Azrail ise dünya hayatında gerçek anlamda tasasız bir günün olmadığını, müminler için huzur ve rahatlığın ancak ahirette olduğunu söylemiş ve Hz. Süleyman’ın ruhunu kabzetmiş.
Kıssadan da anlaşılacağı gibi kadim kültürümüzde dünya, yan gelip yatılan, keyif çatılan rahatlık yeri değildir. Rahatlık, sorumluluklar yerine getirildikten sonra hissedilen duygudur. Rahatlık duygusuna da rehavete geçmeyecek kadar izin vardır. Bir işten boşalınca başka bir uğraşa geçmek, ömrün her anının değerini bilerek, bilinçli yaşamak esas amaçtır.
Geçmiş zamanlardan günümüze gelecek olursak nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz?
Günümüz insanı da geçmişteki gibi büyük mücadeleler veriyor. Teknolojik gelişmeler, dijital çağın getirdiği yenilikler bir yandan hayatı kolaylaştırırken bir yandan da insanın stres yükünü artırıyor. Bir dolu veri akışının ortasında, bir anda birçok şeye yetişmek zorunda kalan insan bunalıyor. Tüketim baskısı, rekabetçi ortamın gerginliği; yetersizlik hissini besliyor… ve günümüz insanı nafile çabalarla çok yoruluyor. Daha doğrusu tükenmişlik hissediyor. Tıpkı
Hz. Süleyman gibi rahat, tasasız bir zaman arıyor.
Bir........
