menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ÖYLE BİR HAYATA ÇATTIK Kİ!

633 0
20.09.2026

ÖYLE BİR HAYATA ÇATTIK Kİ!

Ne garip bir hayata çattık! İnsan hayatında akıl, iman ve ahlaktan sonra belki de en değerli şey adalettir. Ne yazık ki bugün bunların hepsi yerlerde sürünüyor. Birileri LGBT’ye “pozitif ayrımcılığı” savunuyor; i İş, LGBT’yi aşmış,  Satanist, Pedefolik, Ensest, Siyonist bir noktaya gelmiş, içimizde birileri hala onları savunuyor. İçimizde hâlâ bunu savunanlar var.  âdeta esirgeyen ve bağışlayan Allah ile alay edercesine. Kimse de bunlara güç yetiremiyor. Bunları koruyan uluslararası sözleşmeler vardı: İstanbul Sözleşmesi (Türkiye 2021’de çekildi dediler ama sözleşmenin bütün hükümleri yasada mer’i), CEDAW, Lanzarote gibi. Bunlara; vergi ve yargı muafiyeti tanıdığımız, diplomatik dokunulmazlığı olan, pozitif ayrımcılık yaptığımız; kamu, özel sektör, STK’lar, yerel yönetimler, merkezî hükümet, üniversiteler, eğitim kuruluşları, şirketler ve kooperatiflerle doğrudan temas imkânı sağladığımız GREVİO ve UN Women gibi uluslararası örgütler eşlik ediyor. (En son, aşı ve topuk kanı konusu üzerinden çocukların ailelerinden alınmasının yolunu açan bir düzenleme de yapıldı.) Bizimse sadece Allah’ımız var. Bu, abartılı bir eleştiri değil; somut ve yaşanan bir gerçek. Korkarım birileri yangına körükle gidiyor; kaçtığını sandığı şeye doğru koşuyor.

Öyle bir noktaya geldik ki; çok akıllı, çok dürüst, çok bilgili; ahlak, iffet, edep ve hayâ sahibi dindar biriyseniz, CV’niz “çok çok iyi” de olsa bu dünyada size iş yok! Bu özellikler artık para etmiyor, aksine risk sayılıyor.

Neyse ki kadere, rızka ve ecele hükmeden bir Allah’ımız var. O, din gününün sahibidir; kim zerre kadar iyilik ya da kötülük yaptıysa hesabının görüleceği bir gün var. Hasbunallahu ve ni’mel vekîl, ni’me’l-mevlâ ve ni’me’n-nasîr. Yeter ki biz O’nun yolunda, sırat-ı müstakim üzere olalım — imanı kalpte tutmanın, ateşi elde tutmaktan daha zor olduğu bir zamana doğru insanlık yokuş aşağı gitse de. “Ve’l-asr, inne’l-insâne le-fî husr, ille’llezîne âmenû ve amilü’s-salihât…” Bu gidişat karşısında iman edip salih amel işleyenler, direnenler, sabredenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna, herkes hüsrandadır.

Bu, yalnızca kişiler ve topluluklar arasında bir sorun değil; devletler arasında da, aile içinde de durum aynı. ABD’ye, AB’ye, İngiltere’ye ya da Arap ülkelerine bakın; değişen fazla bir şey yok. Ahlaksızlık âdeta metastaz yapmış; bu anlamda bir “pandemi” yaşanıyor. Önerilen ilaç ise: “Boş ver, sana ne, keyfine bak, takma kafana, eğlen!” Sanki bu dünyaya “oyun ve eğlence için” gelmişiz gibi. Şeytan kulağımıza hep bunu fısıldamıyor mu?

Birçok şeyi değil, her şeyi yeniden düşünmemiz gerekiyor: kavramları, kurumları; evet, dinimizi, ideolojimizi, siyasetimizi, ait olduğumuz sosyal çevreyi — Allah’ın emri, Resulün sireti ve sünneti üzere yeniden tanımlamamız gerekiyor. Yani iman edenler olarak “yeniden iman etmemiz” gerekiyor. Tarih algımızı, gelecek tasavvurumuzu, aile içinden beşerî ilişkilere kadar her şeyi yeniden düşünmek zorundayız, hem de şimdi!

İmam-Hatipler, Kur’an kursları, ilahiyatlar ve bugünkü camiler, sözünü ettiğim dertlere bugün deva değil. “Cemaat” denilen yapıların düştüğü hâli de görüyorsunuz.

Hayal, gerçeğin anasıdır, onun içini akıl, bilgi, hikmet ve sorumlulukla doldurursanız. Mekke-i Mükerreme’ye gittik; “Arapların Mustafa Kemal’i” olmaya aday bir adamla ve İmran........

© Mir'at Haber