LİDER PARTİLERİNDE BAKAN OLMAK!
LİDER PARTİLERİNDE BAKAN OLMAK!
Lider partilerinde gelmek de kolay gitmek de… Tam tersi de doğru: gelmek de zor, gitmek de… Her şey lidere bağlıdır.
Lider partilerinde lider her şeydir. Her şeyi en iyi o bilir, o yapar… O partinin sadece genel başkanı değil, sahibidir, ideoloğudur. Ona “kutsal bir kişilik” muamelesi yapılır. Onu, fikirlerini ailesini, yakın çevresini eleştiremezsiniz. Eleştirirseniz hain olursunuz.
Övgüler hep lideredir. Eleştiriler, sövgüler, onun ikinci halkada yer alan çevresindekileredir. Eğer bir yanlışlık, eksiklik varsa, o onun yanındakilerin ihmallerinden, beceriksizliklerinden, ihmallerinden kaynaklanmaktadır. Beyefendide hata şöyle dursun, “zelle” bile olmaz.
Bu konuda bakanların ve müşavirlerinin işi çok zor. Onların başarıları lidere, yanılgıların sebebi kim olursa olsun onun hesabı kendilerinden sorulur. Aslında ikinci plandakilerin konumu talihsiz bir konum. Adeta “günah keçisi” gibi bir konuma sahipler ve kullanım süreleri dolduğunda, ya da yıprandıklarında, konjonktürel ve real politik açıdan yeni alternatifler bulunduğunda anında görevden uzaklaştırılırlar. Onlar da düşmemek için affedilmelerini isterler.
Aslında liderler için akıllı, dürüst ve cesur olmak risktir. Söz dinleyen, itiraz etmeden verilen emri yerine getiren, bunu yaparken de işi yüzlerine gözlerine bulaştırmayan birileri ideal bir profildir. Ehliyet ve liyakat risktir. Hatta uzak tefek, birtakım açıklarının olması işi daha da kolaylaştırır. İtiraz ettiğinde, sorun çıkarttığında başına gelecekleri bildiği için uslu duracak, yaramazlık yapmayacaktır.
Osmanlıda da bu böyleydi; daha önce de böyleydi daha sonra da… Saray soytarıları her zaman akıl ve ahlak sahiplerinden, cesur insanlardan daha fazla itibar görürler.
Bu piyasada birileri üstlerine karşı ne kadar nazik ise astlarına karşı o kadar kabadır.
Hele TEK ADAM rejimlerinde durum daha da kötüdür. Kibir tavan yapmıştır. O kendini İlah’lık ve Rab’lik konumuna layık görürken, çevresindekiler de onu İdol edinirler, manevi tasarruf sahibi bir olarak görürler. Sanırsın ki, “göklerin hazinelerinin anahtarı onun elindedir ve göklerin ordularının komutanı odur.”
Gelenekte zahid insanlar kendilerini “fakir, pür taksir” olarak tanımlarken liderlik makamına yükseltilenler “masum” kabul edilir. Zahidler “beni bana bırakma (beni nefsimle baş başa bırakma) Rabbim diye dua ederler. “Führer, Ulu önder”ler işlerine kimseyi karıştırmaz ve bu anlamda itibardan tasarruf edilmeyeceği için bendelerini ulufelerle ödüllendirirler.
Partizanlar için her şey lider için, lider tarafından verilen emirlere uygun olarak lidere göre olacaktır. Onların etrafında şöyle sesler duyabilirsiniz mesela “öl de ölelim, vur de vuralım, emret komutanım.”
Öyle ya “bir çivi/mıh bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir vatanı kurtarır.” “Her şey vatan için” olunca,........
