KURTULUŞA GİDEN YOL…
KURTULUŞA GİDEN YOL…
-Bir çözüm arayışı yöntemi-
Son Venezuela müdahalesi ile yeni bir tartışma başladı. Uluslar arası sistem çökmüştür. Artık Gücün hegemonik yapısı öne çıkmakta ve bu durum üçüncü bir dünya savaşında insanlığın yıkımı ile bitebilir. Bu tespiti yabana atmamak gerekir.
Çözüme dair ise, yeni bir uluslar arası sistemin kurulması gerektiği ifade edilmektedir. Bu yeni sistemin ise ne üzerine bina edileceği, hangi kültürel doku üzerine kurulacağı ve reel gerçekliği ile ideal gerçekliği aynı zeminde buluşturma konusunda hangi yöntemi takip edeceği konusu muallâkta kalmaktadır. Entelektüel zeminde bu tartışmalar gündeme gelmekte ama bir düşünce ekseni etrafında mesele müzakere edilememektedir.
Türkiye entelektüel camiasında ise bu konu zaten yeterince gündem olamamaktadır. Eski İslamcı müktesebata sahip entelektüel zevat bu konuda seslerini çıkarma girişimine başladılar. Ama hangi yöntem sorusu askıda asılı durmaktadır.
O zaman meselenin bam telini bir daha ortaya koyalım: Bir yöntem arayışında reel olan mı, ideal olan mı eksene alınmalıdır? Türkiye’de reel durumu dikkate alan ve ideolojik ayrışmaların bir tarafa bırakılarak birlikte hareket etme iradesi seslendirildi. Bu seslendirme ise sadece ideolojik kalıpların değişime açık hale gelmesini ve mutabakatın ise raflardaki yerini korumasına engel teşkil etmeyen bir yöne savrulduğunu gözlemledik. Ayrıca, ideoloji kalıbı içinde yapılan eleştirilerin aslında ideolojik tutumun bizatihi bel kemiği görevini gören ve ‘ana rahmi’ sıfatını hak eden batılı düşünceye yönelik bir eleştiriye ise dönüşemedi. Bilakis, yöntem olarak, bu batılı kavramların sağladığı hipnoz üzerinden bir şeyler mırıldanmaya çalışıldı. Ama işlevsel olmadığını bugün rahatlıkla söyleme hakkımız bulunmaktadır.
Bir yöntem arayışını temellendiren şey, kuşatıcı bir yaklaşımın varlığına olan ihtiyaçtır. Çünkü her kesim parçalanmışlıktan hareketle bu durumun oluştuğunu dile getirmekten vazgeçememektedir. Ama ‘nerede toplanılacak’ sorusu hala havada askıda durmaktadır. Kuşatıcı bir bakış, hem kendi bulunduğu mevkii ve hem de başka mevkilere hayat hakkı tanıması ile sağlanabilir bir olguyu taşıması elzemdir. Bu kuşatıcılık ise hem reel olanı kuşatma ve hem de ideal olanı taşıma özelliğini aynı zeminde kurması ile sağlanabilir bir olgudur. Reel durum dikkate alınarak atılan her adım, adımı atanın aleyhine olduğuna tanıklık ediyoruz… Doksanlı yıllarda ülkemizde başlayan ‘Medine Vesikası’ çerçevesinde oluşan mevcuda adaptasyon süreci aleyhimize oldu. Ayrıca sivil toplum, insan hakları tartışmaları sadece müslüman zihni dönüştürme işlevine sahip olarak mevcut oldu. Bugün aynı şekilde benzer bir hataya düşmemek adına öne çıkarılan bir yöntemin hangi ideal ve reel çerçeveye sahip olduğunu açıkça bilmek ve uygulama imkânları ile tarihsel bağı arasındaki ilişkiyi de dikkate alan bir bakış üzerinden müzakere etmek elzemdir.
Dünya tarihine bakıldığı zaman, özellikle de son iki yüz yıla bakıldığında, soykırım, köleleştirme, dijital kölelik, tek yöne kanalize etme ve uyuşturma ile hipnoza tabi kılma üzerinden halkların iktidar eliyle belirli bir yöne kanalize edildiğini gözlemliyoruz. Zorla ve tahakküm araçlarını kullanarak insanları........
