DÜŞÜNCENİN ONTOLOJİSİ VE İSLAMİ ZİHNİN YENİDEN İNŞASI
DÜŞÜNCENİN ONTOLOJİSİ VE İSLAMİ ZİHNİN YENİDEN İNŞASI
Giriş: Düşüncenin Mahiyeti ve Tanımı
Düşünce, salt bir zihinsel faaliyetin ötesinde, belirli öncüller üzerinden hareketle bilişsel, duyusal ve sezgisel süreçlerin harmanlandığı, varlığa dair tasvir, tanım ve değer üretme sürecidir. Bu süreç, somut olayların soyutlaştırılarak anlam dünyasına taşınması ve ardından yeniden somut bir ifadeye kavuşturulmasıyla gerçekleşir. Düşünce, somutun içinde hapsolmak yerine, bilimsel gözlemi veya sezgisel yaklaşımları kullanarak eşya, olgu ve varlık üzerinde betimlemeler yapma yetisidir. Ancak modern dönemde düşünce, herkesin rastgele hareket edebileceği bir alan gibi algılanmaya başlanmış, bu da anlam ile yorum arasındaki farkın bulanıklaşmasına neden olmuştur.
Öncüller ve Sistematik Düşünme
Her düşünce faaliyeti, doğrulanma gereği duyulmayan ve apaçık kabul edilen “öncüller” (normlar veya ilkeler) üzerine bina edilir. İnsanlar bu öncülleri kültür veya eğitim yoluyla farkında olmadan edinirler; örneğin seküler eğitim, bireylere seküler düşüncenin öncüllerini mutlak doğruymuş gibi zerk eder. Düşünce dünyasında “sistem” ve “sistematik” arasında kritik bir fark vardır. Sistem, belirli bir usul üzerinden hareket ederken zorunlu olarak bazı unsurları dışarıda bırakır ve bir ekol veya mezhep oluşturur; sistematik ise bu sınırları aşan daha kuşatıcı bir çabadır. Modern düşünce genellikle parçalardan bütüne giden “tümevarım” yöntemini benimserken, klasik düşünce vahyin belirlediği temel ilkelerden parçalara inen “tümden gelim” yöntemini esas alır.
Nasıllık ve Niçinlik Arasındaki Yarılma
Modern düşüncenin en büyük zaafı, eşyanın veya olayların sadece “nasıllığı” ile ilgilenmesidir. Bir masanın neden yapıldığı (tahta, demir vb.) onun nasıllığına dair bilgi verirken, masanın varoluş amacı onun “niçinliği” ile ilgilidir ve anlam bu niçinlikte gizlidir. Nasıllık bilgisi nötrdür ve tek........
