BİLİNÇTEN ŞUURA: İNSANIN ANLAM YOLCULUĞU VE HAKİKATLE KURULAN BAĞ
BİLİNÇTEN ŞUURA: İNSANIN ANLAM YOLCULUĞU VE HAKİKATLE KURULAN BAĞ
İnsan külli bir varlıktır. Parçalar onun sadece bir boyutunu işaret eder. o yüzden insan, aklı, kalbi, ruhu ve bedeni kadar duygularıyla ve düşünsel yetileriyle birlikte var olan ve bütün bunları bir arada tutacak olan irade sahibi bir varlıktır. İrade, kendi iç katmanları yanında bu bütünlüğü muhafaza eden temel bir aksiyomudur insanın. İnsanı diğer varlık türlerinden ayrıştıran temel bir özelliğidir irade… İrade, biliş süreçlerini hem etkileyen ve hem de etkilenen bir özelliğe sahiptir. İrade ve ruh bütünlüğü aynı zamanda ‘Lübb’ olarak Kuran’da kavramsallaştırılan bir özelliğe de dikkat çekmek şarttır insan söz konusu olduğunda…
Ruh, irade üzerinden Lübb/özünü harekete geçirerek iradeyi güçlendirecek ve biliş süreçlerine olumsal bir yaklaşım üzerinden hakikat ile bağ kuracak yapıya eriştirecek bir kıvama getirecektir insanı…
İnsan varlığı, yalnızca biyolojik bir organizma olmanın ötesinde, anlam arayışı içinde olan külli/ tümel bir varlıktır. Bu anlam arayışı; bilinç (conscience), idrak (perception) ve şuur (awareness) olarak adlandırılan üç temel basamak üzerinden şekillenir. Bu üç kavram, insan tahayyülünde farklı boyutlara tekabül ederken, aynı zamanda bir bütünün ayrılmaz parçaları olarak birbirini besleyen ve tamamlayan unsurlardır.
1. Aşama: Bilinç ve Farkındalığın Başlangıcı
İnsanın bilgiyle kurduğu ilk temas noktası ‘bilinçtir’. Bilinç, en yalın haliyle, bir şeyin farkında olmak, o şeyin bilgisine sahip olmaktır. Zihinsel çabaların bir nevi basamağı olarak görülen bilinç, beyindeki ve zihindeki açıklığı temsil eder. Ancak bilinç, kendi başına insanı hakikatin zirvesine taşımak için yeterli değildir. Biliş süreçlerinde sürekli yanı başında olması gereken temel bir etmendir. Bilinç, bir adım öteye gidebilmenin ve bir adım yükselişe geçebilmenin imkânlarını devşirmede işlevsel bir insanı haslettir.
Bilincin en büyük risklerinden biri, kişinin yalnızca bilgiye sahip olmanın verdiği özgüvenle “müstağnilik” (kimseye ihtiyaç duymama hali) ve azgınlık/Tağa/tuğyan’nın tuzağına düşmesidir. Bir kişi belli bir bilince sahip olduğunda, diğerlerinin bu bilgiye sahip olmadığını görerek “Ben biliyorum, onlar bilmiyor” gibi bir yanılsamaya........
