menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ramazan ayını nasıl değerlendirmeliyiz?-ı

8 165
20.02.2026

Allah-u Teâlâ, gönderdiği peygamberlerle “Bezm-i elestteki sözleşmeyi” hatırlatmakta; müstesna zaman dilimleriyle de “kulluk” bilincimizi tahkim etme fırsatı vermektedir. Cuma günleri, bayram günleri, Recep, Şaban ve Ramazan ayları, mübarek gün ve geceler bu müstesna zaman dilimlerindendir.

Allah-u Teâlâ’ya şükürler olsun ki, bizleri Ramazan ayıyla yeni bir manevi iklime eriştirdi. Bize yeni fırsatlar ve yeni başlangıçlar için imkân verdi. Günahlardan tövbe etmek, hataları telafi etmek, fakirlerin halini anlayarak sosyal yardımlaşmayı artırmak; ibadet, taat ve nefis muhasebesi için fırsat verdi.

Ramazan ayı, on bir ayın sultanıdır. Ramazan ayının fazileti ve önemi; Müslümanlar için kurtuluşa vesile olacak fırsatları öyle büyüktür ki, onu anlatmaya satırlar kifayet etmez.

Peki, mübarek Ramazan ayını nasıl değerlendirmeliyiz?

Ramazan, oruç ayıdır:

İslâm’ın beş şartından birisi olan Ramazan orucunun farziyeti, Kur’an, Sünnet ve İcmâ ile sabittir. Oruç tutmanın farz olduğu hakkında Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenler! Sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki (günahlardan) korunursunuz” (Bakara Sûresi, 183).

Peygamber Efendimiz (s.a.v), hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “İslâm, beş esas üzerine bina edilmiştir (kurulmuştur). Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, Ramazan orucunu tutmak, gücü yetenler için Beytullah’ı ziyaret etmek (hac etmek)” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesâi).

Peygamber Efendimiz (s.a.v), Ramazan orucunun fazileti hakkında şöyle buyurmaktadır: “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır” (Buhari, İman 28; Savm 6); “Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. O kapıdan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdikten sonra kapı kapanır, artık kimse oradan giremez” (Müslim, Siyâm 166).

Ramazan, Kur’an ayıdır:

Hayatımızın başlangıcından ölümümüze kadar her anımızı yönlendiren, fertten aileye, toplumdan devlete kadar bütün alanlarda yol göstericimiz, anayasa kitabımız Kur’an-ı Kerim’in bu rahmet ikliminde indirildiği şöyle beyân edilmektedir: “Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde (Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına) indirdik” (Kadir, 1).

“(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur’an insanlara bir hidayet ve hakka ulaştıran, hakla batılı ayıran açık ayetler halinde bu ayda indirildi…” (Bakara, 185).

Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayı içindeki Kadir Gecesi’nde indirilmeye başlamıştır. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’le çokça hemhal olmalıyız. Mukabele okuyarak bunu hitama erdirmek yani hatmetmek önemlidir. Çünkü günlük hayat telaşesi içinde birçoğumuz Kur’an okumayı ihmal ederiz. Ramazan, bunu telafi için fırsattır. Kur’an okumak sadece Ramazan’a hasredilmemeli elbette. Ama dürüst olalım, kaçımız her gün Kur’an okuyoruz? Cuma akşamları ve Ramazan ayları bunun için fırsattır.

Bazıları “Kur’an-ı Kerim’i anlamak önemli, hatim indirmek değil” diyebilir. Kur’an öyle bir kitaptır ki, hem hatmedilmesi, hem ezberlenmesi, hem namazda okunması, hem günlük hayatımızı dizayn etmesi, hem ailemizi, hem toplumsal ilişkilerimizi hem de devlet yönetimimizi kapsar. Kur’an-ı Kerim’in bu çok yönlü işlevini unutmamak gerekir.

Kur’an-ı Kerim’de “(Ya Muhammed) Eğer kullarım sana beni sorarlarsa, (söyle) şüphesiz (bilsinler ki) ben yakınım. Dua edenin duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime uysunlar ve bana hakkıyla inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olsunlar” (Bakara Sûresi, 186) buyrularak, Allah-u Teâlâ’nın kullarına çok yakın olduğu, dua edenin duasına icabet ettiği, doğru yolu bulmak için Allah’ın davetine uyulması gerektiği bildirilmektedir.


© Milli Gazete