menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ramazan; “yenilenme ayı”

23 16
17.02.2026

Bismillâhirrahmanirrahîm!

RAMAZAN ayının gölgesi üzerimizde! Yarın akşam ilk teravih namazımızı kılarak, gecesinde ilk orucumuza başlamak için sahura kalkacağız. İçinde “bin aydan hayırlı Kadir Gecesi”nin bulunduğu mübarek ay. Rahmet, feyiz, bereket yüklü! Ramazan; Kur’an’ın yeryüzüne indirilmeye başladığı ay. Her saniyesi kıymetli! Bu sebeple Allah Resulü (S.A.V.), “Kullar Ramazan ayında ne büyük ecir ve hikmetler olduğunu bilselerdi, bütün senenin Ramazan ayı olmasını isterlerdi” (Heysemî) buyurur.

Mübarek ayda oruç, sahur, iftar, mukabele, fitre, infak gibi güzel ve eğitici ibadetler var. Bu kadar mı? Hayır! Hayat devam ediyor. Meselâ; Mekke’nin fethi, Bedir zaferi, Tebük seferi gibi cihat çalışmaları da bu ayda yapıldı. Demek ki, bir anımız cihatsız kalmayacak. Müslüman kardeşlerimize karşı da görevlerimizi devam ettireceğiz. Gerek fert, gerekse toplum olarak Ramazan ikliminde yıkanacak; YENİLENECEĞİZ. Bütün personeliyle Diyanet de öyle!

İbadetlerimizi takva üzere, ihlâsla yapacağız. Gösterişten uzak, sırf Allah rızası İçin! Yalan ve kibirle örülmüş dünyanın kirlerinden kurtulabilmek için! DİB, halkın ibadet hayatını üstlenmiş durumda! Camiler ve diğer kurumları DİB’in atadığı memurları eliyle yürütüyor. Başkasının o görevleri yapabilmesi fırsatı var mı?

DİB bilmeli ki, her görev sorumluluk getirir. Her şeyden önce erimeye devam eden cemaatin sorumluluğunu da! Nice köylerde cumadan cumaya namaz kılınıyor. Hocalarımız, böyle yerlerde namaza ve ibadete davet görevlerini yapmayacak mı?

GÖREVLERİNİ titizlikle yapan bütün hocalarımızdan Allah ebediyen razı olsun! İhmalkârlıklar üzerinden bazı değerlendirmeler yapacağım. Medyada ve halk arasında Diyanet üzerinden o kadar dedikodu ve şikâyetlere rastlıyoruz ki! Cemaatin azalması gibi! Para toplama işi, makbuz veya kilitlenmiş, kapalı kasayla yapılabilir. Diyanet’in asıl vitrini camilerdir. Diyanet, şikâyetleri doğrudan dinleyebilecek bir yöntem geliştirmelidir.

DİB aldığı veya birbirlerine sundukları ödüller üzerinden değerlendirmeler yapıyor. Peki, ya din hizmetlerinin kalitesi! Kamuoyu, bugünkü hükümetin kurucu dörtlüsü içinde yer alan Bülent Arınç’ın şu sözleriyle çalkalanıyor: “Bu millet, ‘aziz millet’ olmaktan çıktı. Dindarlık şu anda herkesin kaçtığı noktaya geldi. Millet Müslümanlığı bıraktı. Başörtüsünü terk ediyor. Namazı terk ediyor.” (11 Şubat 2026) Bu sözlerin muhatabı kim? Yoksa, kimseye bir sorumluluk yüklemiyor mu?

Diyanet, hükümetin söylemlerini okşayan hutbeler, vaazlar vermekten kaçınmalıdır. Hele 15 Temmuz hutbeleri! DİB; istihbaratçı, savcı, hâkim değil ki! Yanlış inanç ve düşünceleri “ıslah edici” bir konumda! Allah Resulü (S.A.V.) seferden kaçanlar için bile “hedef gösterici” üslûp kullanmadı. İslâm aslına uygun anlatılmadığı için 15 Temmuzlar oldu.

Camideki vaaz ve hutbe dili özgün olmalıdır. Bu aziz millet camiye dininden bir bölüm öğrenmek için geliyor. Cami hocasından bir güler yüz, tatlı söz bekliyor. Hele, şu manevi kısırlık döneminde! Hocalarımız birer “gönül doktoru” olarak yetiştirilmelidir.

VAAZ ve hutbeler müjdeleyici, sevdirici ve kuşatıcı özellikte olmalıdır. Hocayı dinleyen kişiye; “camide, bugüne kadar duymadığım şu meseleyi öğrendim” dedirtmeliyiz. Vaizlik ve hocalık hassas bir alandır. Yeterli bilgi donanımı ve tecrübe gerektirir. Gazze Savaşı’nda şehit olan Fıkıh üstadı Komutan Muhammed Zeki, Hamed, “davet dili”nin yenilenmesi konusunda vaizlere şu öğütlerde bulunmuştu:

“Dinimizin bütün meseleleri hakkında, çekinmeden, dolandırmadan, ciddi ve kapsamlı bir biçimde konuşmak gerekir: Allah yolunda cihat, şehadete ulaşma arzusu, batılın tuzaklarına karşı basiret, zulme karşı başkaldırı, Müslümanlara karşı pazarlıksız olmak, ümmeti yüce hedeflere seferber etmek, safları sıklaştırmak ve sözü birleştirmek; bizi dünya önderliğine lâyık kılacak nefis terbiyesi ve ahlâkı…” (milligazete.com.tr, 13 Şubat 2026)

Ramazan ayında, başta mahalle veya köylerimizdeki ihtiyaç sahipleri olmak üzere, fakir ve yoksullarla; fitre, zekât, infaklarımızla elimizdeki imkânları paylaşmalıyız. Türkiye olarak geçmekte olduğumuz sıkıntılı ekonomik süreçte bu, o kadar önemli ki!

Filistin, Doğu Türkistan, Arakan, Sudan, Somali gibi yerlerdeki Müslüman kardeşlerimizi de unutmayalım. Onları dualarımız ve mali yardımlarımızla destekleyelim. Müslümanlar ancak “birlik” olarak sorunlarını çözebilirler. ABD, İsrail ve diğer küresel emperyalist tehlikeleri ancak “beraberce” atlatabiliriz.

Rahmet ve mağfiret ayında yapılan hayırlar, iyilikler bereketlenecek; karşılıkları kat kat ödenecektir. Hepimizin daima taze kalan Kur’an ikliminde YENİLENMESİNİ niyaz ederim. Tüm kardeşlerimin Ramazan aylarını tebrik ediyorum.


© Milli Gazete