menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İş birlikçiler! Neredesiniz?

12 0
18.04.2026

Bismillâhirrahmanirrahîm!

İSLÂM dünyasının yöneticilerinin, Amerika ve İsrail’in mıknatıs alanına girmeleri isteniyor. Bu iş için nice oluşumlar devreye sokuldu.

İsrail’le normalleşme!..

Abraham Anlaşmaları!..

Gazze Barış Kurulu!..

ABD ve İsrail’in varlığını sürdürmesi amacıyla belirlenen oluşumlar!

ABD ve İsrail’in dünyada tek bir ülkeye faydası dokunduğunu bilen var mı? Onların olduğu yerde terör, soykırım, zulüm, katliam, kan, acı ve gözyaşından başka ne olur ki!

Ey “İsrail’le normalleştik” diyen İslâm dünyasının iş birlikçi yöneticileri! Yaptığınız “normalleşmek” değil, teslimiyettir. Madem normalleştiniz! İsrail’e, “Gazze’ye saldırıyı durdurun” diyebiliyor musunuz?

Abraham Anlaşmaları’nın yapıldığı 5 seneden bu yana Orta Doğu’da acı ve kan arttıkça arttı. Bu nasıl anlaşmadır ki, hiç “barış” ve “hayır” getirmiyor. Hep İslâm dünyası kan ve gözyaşına boğuluyor. ABD ve İsrail’in niyetleri söz ve icraatlarından anlaşılmıyor mu?

Ey Trump’ın Mısır’da “garantörlük” sıfatı verdiği İslâm dünyasının liderleri!.. Trump, sizleri, “Dünya liderisiniz”; “Harikasınız!”; “Güzel işler çıkardınız!” diye övdükçe övmüştü. Sizin garantörlüğünüzün Gazze’ye, İran’a, kendi ülkelerinize ne faydası oldu? Siz, faydasız işler yapmak için mi ülkelerinizin başındasınız!

Ey “Gazze Barış Kurulu”nun üyeleri! Trump, Netanyahu ve Tony Blair’in öncülüğünü yaptığı bir kuruldan hayır gelir mi? Gelmedi de! Domuzdan post, gâvurdan dost olmaz. Müslümanlar, kendi sorumluluk alanlarındaki görevlerini düşmanlarına havale edemezler. Bu tür yöneticilerin bildikleri bir şey varsa açıklamalıdırlar.

SİYONİZM’İN planlarını deşifre eden Erbakan Hoca’nın “timsah” benzetmesini bilirsiniz. Siyonizm’in gövdesinin ise İslâm dünyasının iş birlikçi yöneticileri olduğunu anlatırdı. Bir liderin, ülkesinin sorunlarının çözümüne kilitlenmesi gerekirken; düşman ülkelerin insafına sığınması ne büyük bedbahtlıktır!

Elbette, Amerika ve İsrail’le savaşa girilmesini istemeyiz. “Diplomasi”, savaşsız bir dünya oluşturmak için vardır. “Dostum” dediğiniz kişiye, bir talebinizi anlatamıyorsanız, bu nasıl bir “dostluk”tur! Kaldı ki, dış politika “duygusallığı” kaldırmaz. Güç ve becerinizle “barışçı” bir yol izlemelisiniz!

Trump ve Netanyahu’nun dünyada “güvenilir” politik aktörler olmadıkları “iyice” anlaşıldı. İtalyanlara karşı cihat eden Ömer Muhtar, Batı’nın ikiyüzlülüğünü şöyle anlatır: “Siz barış istemezsiniz; oyalayarak zaman kazanmaya çalışırsınız!”

Amerika ve İsrail’in Gazze ve İran’la savaşında biz bu gerçeği çok yakından gördük. Defalarca ateşkes ve barış istediler; fakat barış şartlarına uymadılar. Fırsatını buldukça saldırmaktan geri durmadılar. Hâlbuki Filistin, “barış”ın yapıldığı 10 Ekim 2025’ten bu yana İsrail’e bir tek saldırı düzenlemedi. Savaş ahlâkı budur.

Trump ise defalarca ateşkes ve barış istedi; fakat fırsatını bulunca bildiğini okudu. Savaş ve kan dökmeyi sürdürdü. İşte, İslâm medeniyeti ile Batı uygarlığı arasındaki fark!

Dünya, huzur ve barışın düşmanı olan Trump ve Netanyahu isimli baş belâlarından acilen kurtulmalıdır. ABD ve İsrail’in bulunduğu yerde huzur ve barıştan söz edilemeyeceğini gördük. İnsanlık bu ikiliye mahkûm edilemez.

TRUMP’ın, Netanyahu’nun Türkiye, İslâm dünyası ve insanlık için büyük tehdit olduğu apaçık ortadadır. Hukuk, kural, insanî değer tanımıyorlar. Başta ABD ve İsrail vatandaşları olmak üzere tüm insanlık onlardan bıktı. ABD’nin Kongre, Temsilciler Meclisi ve Senatosu’nda Trump’ın “destansı başarısızlığı”; askerî adımlarının frenlenmesi, yetkilerinin kısıtlanması konuşuluyor. Ey İslâm dünyasının iş birlikçi yöneticileri! Siz hâlâ onların peşinde misiniz? Vah, Vah!

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM’deki son grup toplantısında; ABD ve İsrail’in ahlâk ve vicdan yoksunu tavırlarını, barışı baltaladıklarını anlattı. Hiçbir sözlerine güvenilemeyeceğini söyledi. Sivil hedefleri vurduklarını; çocuklar ve kadınları fosfor bombalarıyla katlettiklerini ifade etti. Türkiye’deki iktidara, İsrail’i tanımaktan vazgeçme çağrısı yaptı:

“Türkiye, 1949’dan beri İsrail’i bir devlet olarak tanıyor. Türkiye, bölgemize savaş ve gözyaşı getiren İsrail’i tanımayı bırakmalıdır. İnsanî değerleri tanımayanları siz de tanımayın! Buyurun! Güney Afrika’nın uluslararası mahkemelerde gösterdiği cesareti; İspanya ve İtalya’nın kararlı duruşunu siz de diplomaside gösterin! İsrail’i tanımayın ki, 86 milyon sizi ayakta alkışlasın!” (15 Nisan 2026)

Ey İslâm dünyasının iş birlikçi yöneticileri! Hürriyet ve bağımsızlıklarınızı korumak için İsrail ve ABD’nin kuyruğuna takılmayı bırakın! Daha fazla ülkelerinizin imkânlarını sömürgecilere peşkeş çekmeyin! Sizlerin ve temsil ettiğiniz ülkelerin bir onuru var. En azından Müslüman olma onuru! İnsan ve ülkeler onurlarını koruyarak ayakta kalır. İş birlikçiliği bırakın; KENDİNİZ olmaya bakın!


© Milli Gazete