Patriot’un gelişi bir güvenlik hamlesi mi yoksa yeni bir senaryonun başlangıcı mı?
Malatya’daki Kürecik Radar Üssü’nün güvenliğini güçlendirmek amacıyla NATO’ya ait Patriot hava savunma sistemi bölgeye konuşlandırıldı.
Resmî açıklamalara göre sistem Almanya’daki NATO’nun Ramstein Üssü’nden getirildi ve konuşlandırılan model Patriot PAC-3. Üstelik bu sistemin sadece Kürecik’i değil, Güneydoğu Anadolu’nun hava savunmasını da güçlendireceği ifade ediliyor.
Buraya kadar anlatılan tablo teknik bir güvenlik tedbiri gibi görünebilir.
Ancak meseleye biraz geriden bakınca insanın aklına ister istemez bazı sorular geliyor.
Çünkü Türkiye yıllarca Patriot almak istedi.
Washington’un kapıları çalındı, NATO müttefikliği hatırlatıldı, güvenlik ihtiyaçları anlatıldı.
Fakat o günlerde verilen cevap hep aynıydı:
Türkiye’ye Patriot verilmedi.
Bunun üzerine Ankara farklı bir yol izledi ve Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın aldı.
Bu karar Türkiye’yi NATO içinde ciddi bir krizle karşı karşıya bıraktı.
Yaptırımlar geldi, Türkiye F-35 programından çıkarıldı.
Peki bugün gelinen noktada ne görüyoruz?
Türkiye’nin aldığı S-400 sistemi aktif olarak kullanılmıyor.
Adeta depoda bekletiliyor.
Ama yıllarca verilmeyen Patriot sistemi bugün NATO tarafından Malatya’ya konuşlandırılıyor.
Şimdi ister istemez şu sorular akla geliyor:
Patriot neden şimdi verildi?
Ve neden özellikle Malatya’ya?
Çünkü Malatya sıradan bir yer değil.
Malatya’daki Kürecik Radar Üssü, NATO’nun balistik füze savunma sisteminin en kritik parçalarından biridir.
Bu radarın yıllardır İsrail’in erken uyarı savunma mimarisiyle bağlantılı olduğu da uluslararası raporlarda sık sık dile getiriliyor.
Bu durumda şu soru daha da önem kazanıyor:
Malatya’ya konuşlandırılan Patriot sistemi gerçekten Türkiye’nin güvenliği için mi?
Yoksa Kürecik’teki radar sistemini ve dolayısıyla İsrail’in bölgesel savunma mimarisini korumak için mi?
Bir başka çelişki de şu:
Yıllardır kamuoyuna “Çelik Kubbe” anlatılıyor.
Yerli ve millî hava savunma sistemlerinin devreye girdiği, SİPER projeleriyle Türkiye’nin kendi savunma mimarisini kurduğu söyleniyor.
Demir kubbe kurduk deniyor, şöyle füze yaptık deniyor, böyle füze yaptık deniyor…
Attık, tuttuk, büyük büyük sözler söylendi.
Ama dönüp tabloya baktığımızda insanın aklına şu soru geliyor:
Gerçekten bu kadar yol mu aldık, yoksa bütün bu söylemlerin sonunda aslında bir arpa boyu yol mu gidebildik?
Çünkü eğer gerçekten güçlü ve tam bağımsız bir hava savunma mimarisi kurulmuş olsaydı, bugün Malatya’ya NATO’dan Patriot getirilmesi gibi bir tabloyla karşı karşıya kalır mıydık?
Ancak asıl üzerinde durulması gereken daha kritik bir ihtimal var.
Son günlerde peş peşe servis edilen haberleri hatırlayın:
“İran’dan füze geldi.”
“Türk hava sahası ihlal edildi.”
“NATO füzeyi düşürdü.”
Bu haberlerin oluşturduğu atmosfer ister istemez Türkiye ile İran arasında bir gerilim algısı meydana getiriyor.
Acaba bölgede bazı güçler Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirecek bir senaryo mu kuruyor?
Ortadoğu tarihinde bunun örnekleri çoktur.
Bir yanlış anlaşılma…
Ve bir anda iki komşu ülke kendisini gerilimin ortasında bulabilir.
Oysa Türkiye ile İran’ın doğrudan çatışması, bu coğrafyada en çok başkalarının işine yarar.
Bölgesel savaşların senaryoları çoğu zaman sahada değil, masalarda yazılır.
Bazen de kamuoyları adım adım alıştırılır.
Bugün Malatya’ya konuşlandırılan Patriot sistemi ve peş peşe servis edilen füze haberleri, Ortadoğu’da yeni bir gerilim hattının hazırlanıp hazırlanmadığı sorusunu akıllara getiriyor.
Elbette bütün bunlar sadece bir ihtimaldir.
Ama Ortadoğu’da ihtimaller çoğu zaman haritalara dönüşür.
Bu yüzden devlet aklı günü kurtaran hamlelerle değil, uzun vadeli stratejik bir perspektifle hareket etmek zorundadır.
Çünkü en tehlikeli şey eksiklik değildir.
En tehlikeli olan, algı ile gerçek arasındaki mesafenin giderek büyümesidir.
Bugün Malatya’daki Patriot sistemi bize şu soruyu yeniden sorduruyor:
Türkiye gerçekten kendi savunma mimarisini mi kuruyor, yoksa hâlâ başkalarının kurduğu güvenlik şemsiyesinin altında mı duruyor?
Bu hamle gerçekten Türkiye’nin güvenliği için mi, yoksa bölgede kurulmak istenen daha büyük bir oyunun parçası mı?
