menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İki facia bir kez daha gösterdi: Denizcilik Bakanlığı artık bir tercih değil, ihtiyaçtır

9 0
04.09.2026

Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili.

Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz…

Binlerce kilometrelik kıyı şeridimiz, İstanbul ve Çanakkale gibi dünyanın en stratejik boğazları, limanlarımız, tersanelerimiz, balıkçılığımız, deniz ticaretimiz, turizmimiz ve yıllardır üzerinde önemle durduğumuz Mavi Vatanımız var.

Fakat bütün bunlara rağmen Türkiye’de müstakil bir Denizcilik Bakanlığı yok.

Üstelik bunu bugün, yaşanan faciaların ardından ilk defa söylemiyorum.

Denizcilik Bakanlığı meselesini geçmişte de birçok yazımda gündeme getirdim. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin denizciliği tali bir mesele olarak göremeyeceğini, bu büyük alanın müstakil ve güçlü bir bakanlık tarafından yönetilmesi gerektiğini defalarca ifade ettim.

30 Ağustos 2025 tarihinde Milli Gazete’de yayımlanan “Vira bismillah diyen balıkçıya da, sıla özlemi çeken gurbetçiye de çözüm gerek” başlıklı yazımda bu meseleyi açıkça gündeme getirmiştim. O yazıda, üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de hâlâ Denizcilik Bakanlığı bulunmamasının büyük bir eksiklik olduğunu ifade etmiş; balıkçı barınaklarından deniz taşımacılığına, sahil güvenliğinden deniz turizmine kadar meselelerin güçlü bir yapı altında ele alınması gerektiğini savunmuştum.

Daha sonraki yazılarımda da aynı meseleyi yeniden hatırlatarak, “Etrafımız denizlerle çevrili bir Denizcilik Bakanlığımız yok” diye yazmıştım.

Ne yazık ki bugün bu meseleyi artık yalnızca balıkçılık, deniz ticareti veya ekonomik potansiyel üzerinden değil, insanlarımızın can güvenliği ve ticari gemilerimizin güvenliği üzerinden konuşuyoruz.

Son günlerde yaşanan iki büyük deniz faciası, yıllardır yaptığım bu çağrının ne kadar önemli olduğunu acı biçimde ortaya koymuştur.

Önce Girne-Mersin Taşucu seferini yapan yolcu gemisinin batmasıyla Türkiye ve KKTC büyük bir acı yaşadı. İnsanlarımız hayatını kaybetti, kayıplar oldu.

Bu facianın acısı daha dinmeden bu defa Marmara Denizi’nden başka bir felaket haberi geldi.

Silivri açıklarında iki geminin çarpışması sonucunda yine canlarımızı kaybettik.

Bir tarafta Girne, diğer tarafta Silivri…

Birinin acısı dinmeden diğerinin haberi geldi.

Elbette her kazanın sebebi farklı olabilir. Soruşturmalar tamamlanmadan insanları veya kurumları suçlamak doğru değildir.

Ancak bu faciaların ardından çok daha büyük bir meseleyi tartışmak zorundayız:

Türkiye denizciliğe hak ettiği kurumsal önemi gerçekten veriyor mu?

Üstelik mesele sadece bu iki facia da değildir.

Ticari gemilerimize yönelik saldırılar da alarm veriyor

Son dönemde Karadeniz’de ticari gemilerimize yönelik dron saldırıları da yaşandı.

22 Temmuz 2026’da Türk bayraklı MV Reyhan Sarı kuru yük gemisi, Rusya’nın Taman Limanı’ndan Trabzon’a kömür taşırken Novorossiysk açıklarında dron saldırısına uğradı. Saldırıda bir Türk denizci hayatını kaybetti, yaralananlar oldu.

3 Ağustos 2026’da ise Novorossiysk Limanı’ndan Samsun’a doğru seyreden Nadezhda isimli Ro-Ro gemisi dron saldırısına maruz kaldı. Gemide Türk vatandaşlarının da bulunduğu mürettebat tahliye edildi.

26 Ağustos 2026 gecesi Samsun’dan Rusya’nın Tuapse Limanı’na yük götüren Lider Bordo Mavi isimli Ro-Ro gemisinin de dronlarla vurulduğu açıklandı.

Bütün bunları yan yana koyduğumuzda karşımıza........

© Milli Gazete