Ayrımcılık verileri ve Avrupa’daki göçmen gerçeği
Almanya’da yayımlanan bir araştırmanın sonuçları dikkat çekici bir gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Yapılan temsili bir çalışmaya göre Almanya’da yaşayan insanların yüzde 13’ü son bir yıl içinde ayrımcılığa uğradığını söylüyor. Araştırmaya katılan yaklaşık 30 bin kişinin verdiği cevaplar, ayrımcılığın en çok etnik köken ve ırkçı sebepler nedeniyle yaşandığını gösteriyor.
Bu veriler aslında birçok göçmen için yeni bir bilgi değil. Avrupa’da yaşayan milyonlarca insanın günlük hayatında zaman zaman karşılaştığı bir gerçekliğin istatistiklere yansımasından ibaret.
Alışverişte, iş başvurusunda, ev kiralamada ya da bazen sadece sokakta yürürken… İnsanların ismine, ten rengine ya da geldiği ülkeye bakarak hüküm veren bir anlayış hâlâ Avrupa’nın bazı köşelerinde varlığını sürdürüyor.
Elbette şunu da hakkaniyetle söylemek gerekir: Avrupa aynı zamanda hukuk devletinin, bireysel özgürlüklerin ve demokratik mekanizmaların güçlü olduğu bir coğrafyadır. Ayrımcılığa karşı mücadele eden çok sayıda kurum, sivil toplum kuruluşu ve vicdan sahibi insan da vardır. Ancak bütün bu çabalara rağmen ayrımcılığın tamamen ortadan kalktığını söylemek de mümkün değildir.
Bu tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor.
Avrupa’da yaşayan göçmenlerin en büyük gücü hukuk içinde hak aramak, eğitimle güçlenmek ve toplumsal hayata aktif şekilde katılmaktır. Çünkü kalıcı saygı, ancak güçlü bir toplumsal varlıkla mümkündür.
Bugün Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde artık üçüncü ve dördüncü kuşak yetişiyor. Bu gençler sadece işçi çocukları değil; doktor, mühendis, akademisyen, siyasetçi ve girişimci olarak toplumun her alanında yer alıyor. Bu durum, göçmenlerin artık Avrupa’nın geçici misafirleri değil, bu toplumların kalıcı bir parçası hâline geldiğini gösteriyor.
Dolayısıyla ayrımcılıkla mücadele ederken iki şey aynı anda yapılmalıdır:
Bir yandan hukuki yollarla hak aramak, diğer yandan da eğitim, ekonomi ve sosyal hayatta güçlü bir varlık ortaya koymak.
Unutulmamalıdır ki saygı çoğu zaman sadece talep edilerek değil, aynı zamanda varlık gösterilerek kazanılır.
Avrupa’daki göçmen toplumu artık sadece çalışarak değil; fikir üreterek, siyaset yaparak ve toplumun geleceğine katkı sunarak da kendini göstermektedir. Bu süreç ilerledikçe ayrımcılık duvarlarının da yavaş yavaş aşılacağına inanmak için güçlü sebepler vardır.
Önemli olan, karşılaşılan sorunları inkâr etmek de değil, karamsarlığa kapılmak da değildir.
Önemli olan; hak, hukuk ve insan onuru temelinde kararlı bir duruş sergileyebilmektir.
Çünkü insanın değeri geldiği coğrafyayla değil, taşıdığı onur ve karakterle ölçülür.
