Milli Gazete o aşk ve şevkin bayrağıdır
Şimdi gelelim 1973 yılına.
Ben yirmi yaşındayım ve büyük oğlum daha iki buçuk aylık. Annesi ile babamın evinde. Ben İstanbul Üniversitesi’nde birinci sınıftayım.
Vefa’daki ilim yayma yurdu gideceğim her yere yakın. Okuluma, MTTB’ye, Sultanahmet’e, Beyazıt’a Fatih’e Eminönü’ne.
1973 yılı dedim. Yeni yılın ilk ayı. Bir sabah Şehzadebaşı’ndan geçerken, çıkacağını duyduğumuz Milli Gazete’nin ilanını gördüm.
‘’Milli Gazete 12 Ocak’ta çıkıyor!’’
Duvarlara yapıştırılan afişlerde yazılı kelimeler bu kadar. Lakin bu birkaç kelime yetiyordu sevinmemize ve o günü beklememize.
Gidebildiğim her yerde gördüğüm o afişlerin, MTTB’deki ve yurttaki bazı arkadaşlarıma benim anladığımı anlatmamasına o günlerde çok şaşırıyordum. Vefa yurdunda duvar gazetesi hazırlarken, o bazı arkadaşlarımın ne uğraşıyorsun bu kadar, diyen bakışlarını gördüğümde de şaşırıyordum.
Milli Gazete’nin çıkışını istiklalimizi ilan etmek gibi mi anlamıştım 11 Ocak akşamı. Yurdun girişindeki küçük odada oturuyorum ve gelen arkadaşlarıma bakıyorum. Kim elinde bir Milli Gazete ile gelecek. Çünkü burası İstanbul’du ve burada yarınki gazeteleri akşamdan sonra okumak imkanı vardı.
Yağan karda fazla üşümemek aceleciliğiyle içeri giren arkadaşlarımın hiçbirinde gazete yoktu. Sultanahmet’i, Cağaloğlu’nu aşarak gelenlere sormam da bir netice vermemişti.
Ceketimin yakasını kaldırdım, düğmelerini ilikledim ve hızlı adımlarla çıktım Vefa dan. Şehzadebaşı, Beyazıt Meydanı, Cağaloğlu’nda da hız kesmek yok. Kar yağıyor ve yollar çok sakin. Üretmen hanın merdivenlerinde nefeslenip, Milli Gazete yazan kapıyı tıklatıyorum.
- Milli Gazete istiyorum!
Baskıda imiş. Matbaayı biliyorum. İncili Çavuş Sokak’ta. Bir koşuluk yer. Bodrumdaki matbaanın kapısından gördüğüm, rotatifte dönen Milli Gazete’lerdi. Birbiri peşi sıra akan o gazetelerden birini çekiyor baskı ustası. Evirip çeviriyor. Destesine koyacağında ben sesleniyorum.
- Onu bana verir misin?
İncili Çavuş sokak, Sultanahmet durağının hemen dibinde. Ama kim bekleyecek bu kış gününde Şehzadebaşı’ndan geçen Edirnekapı troleybüsünü. Hem bilet de yüz yirmi beş kuruş. Elli kuruş ödeyeceğimiz pasolarımızı daha vermemiş belediye. Divan Yolu’ndan yürüyüverdim yukarıya doğru...
Yurda geldiğimde koynumdan çıkardığım Milli........
