menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran Saldırıları ve Netanyahu’nun “Altıgen İttifak” Planı

50 0
01.03.2026

İşgalci İsrail'in Başbakanı Benyamin Netanyahu yine dikkatleri çeken bir çıkışta bulundu. 22 Şubat’ta kabine toplantısı öncesi yaptığı konuşmada bu kez adının da hazır olduğu bir ittifaktan söz etti: “Altıgen İttifak.”

İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı metne göre Netanyahu, “Orta Doğu çevresinde ve içinde ittifaklar altıgeni” kurmak istediğini söyledi. Hindistan’dan Akdeniz’e, Afrika’dan Asya’ya uzanan geniş bir çerçeve çizdi. Ama dikkat ediniz: İsim var, şekil var, metafor var; fakat somut bir mekanizma yok.

Bu tablo yeni bir jeopolitik mimari mi, yoksa iç politikaya dönük bir propaganda hamlesi mi, asıl cevabı verilmesi gereken soru bu.

“Şii Ekseni” Söylemi: Eski Düşman, Yeni Paket

Netanyahu konuşmasında radikal Sünni ve radikal Şii ekseni vurgusu yaptı. Gazze soykırımcısının "Radikal Şii Ekseni” dediği yapının merkezinde tahmin edileceği gibi İran var. Bu eksen; Filistin sahasında Hamas ve İslami Cihat, Lübnan’da Hizbullah, Irak’ta Haşdi Şabi bileşenleri ve Suriye’de eski yönetimi de kapsayan “Direniş Ekseni” olarak biliniyor.

7 Ekim 2023’te HAMAS’ın İsrail’in saldırılarına karşı başlattığı harekâtın ardından Tel Aviv yönetimi Gazze’de ağır bir katliam yaptı. Lübnan sınırında gerilim yükseldi. Suriye’de İran bağlantılı hedeflere yönelik hava saldırıları arttı. ABD’nin bölgeye uçak gemisi göndermesi ve İran’a “doğrudan müdahale etme” tehditleri de bu sürecin parçasıydı.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şu: İsrail, askeri olarak baskı kursa da İran’ın bölgesel ağını tamamen dağıtabilmiş değil. Tersine bölge daha da kırılgan hale geldi. Bu nedenle Netanyahu’nun “Şii Ekseni” söylemi yeni değil; sadece yeni bir ambalajla sunuluyor.

Asıl mesele: “Radikal Sünni Ekseni” kim?

Netanyahu’nun muğlâk bıraktığı kavram “Radikal Sünni Ekseni”. İsim vermiyor. Bilinçli bir belirsizlik söz konusu.

Burada birkaç katman var:

Birincisi, İsrail’in uzun süredir Körfez ülkeleriyle yürüttüğü normalleşme süreci. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ile imzalanan İbrahim Anlaşmaları, Sudan ve Fas’la kurulan diplomatik ilişkiler bu çerçevede ilerledi. Suudi Arabistan ile perde arkasında yürütülen temaslar ise 7 Ekim sonrası askıya alındı.

İkincisi, BAE ve bazı Körfez yönetimlerinin Müslüman Kardeşler çizgisini tehdit olarak görmesi. Bu bağlamda HAMAS, Yemen’deki Islah Partisi ve bazı Sünni İslami yapılar kasıtlı bir şekilde “radikal” kategorisine sokuluyor.

Üçüncüsü ise daha geniş bir........

© Milli Gazete