Ağabey diyor ki; çocuğun en büyük düşmanı (!) kim
Geri kalmış milletlerde, sanayisini halledememiş devletlerde, ekonomisinde istikrar sağlayamayan ülkelerde nefes alma da saygınlık kazanma da zorlaşır. Bu gibi ülkeler kaide koyamaz, kaide koyma gücüne sahip olan ülkelerin koyduklarına riayet etmek durumunda kalır.
Bu gibi toplumlar hasta toplumlardır. Erich Fromm der ki: “Hasta toplumlar, hasta liderler üretir. Bu liderler cahil kitlelerden güç alır.” Böylece iktidar olur. Bu gibi iktidarların uygulamaları da hukuki olmaz, kanuni uygulamalarında da aksamalar olur. Sorumluluktan kurtulmak için yeni uygulamaları devreye almaya gayret gösterir. Tüm icraatlarında keyfilik öncelik taşır. Adeta ben kanunum demeye başlar. O zaman da tabanda huzursuzluklar tavan yapar. Her konuda ehliyete değil, biat anlayışına öncelik verilir. Böylece ülkelerde tek adam hâkimiyeti başlar.
Hemen belirtelim ki; “Kendinize ait olan hayatı, başkalarını memnun etmek için harcamaya değmez.” Dünyevileşmiş olan insanlar için hiç değmez. Ehil olanlara yardım ise zenginliktir, huzur sebebidir.
Hz. Ali; “Kılıçların açtığı yaraya iyileşme vardır, dilin açtığı yaraya iyileşme yoktur” buyurmuş ve istikameti belirtmiştir. Yani gönül kırmak suretiyle elde edilen tüm değerler bir sözle tarumar olur, sevgi, muhabbet buharlaşır. Zor olan dönemler zirve yapmaya başlar.
İnsan değil mi “ölünün mezarına çiçek dikip, dirinin bahçesini talan eden?” Oysa insan dirilere yardımcı olmalı, yanlışlara karşı diklenmelidir. Şerden uzak durmalı, meşru olanı tutup kaldırmalıdır. İnsan her konuda kusur aramamalı, nefsindeki güzellikleri ikmal etmeye çalışmalıdır ki, huzura varılsın.
Ali Şerîatî’nin dediği gibi, elbette: “Eleştirinin olmadığı yerde, putçuluk başlar.” İnsanlar, kendisi gibi insan olanları mabut görmeye başlar. O zaman da maneviyat çoraklaşır.
Malum, Tolstoy şöyle demiştir: “Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.” Böyle olunca da her konuda kaos meydana gelir. Sırası gelmişken kısaca Tolstoy’u........
