Milli Görüş tarihi Refah Partisi dönemi-8
Akıl almaz işkenceler Cemaatlerde Anayasayı destek turları
12 Eylül’ün muteber gazetecileri, “her şey çok güzel, cezaevlerinde kötü hiçbir şey yok, sağcısı solcusu çok iyi kaynaşıyorlar” yazıları yazar, röportajlar yaparken, cezaevi şartları hiç de öyle değildi.
Felat Cemiloğlu Diyarbakır cezaevinde gördüğü işkenceyi, Altan Tan’ın babası Bedii Tan’ın nasıl oruç ağzına insan dışkısı yedirilerek öldürüldüğünü Hasan Cemal’e anlatmıştı. Anlattıklarından bazı bölümler şöyle:
“Siirtt’e YSE’nin otobüsüne bindirildik. İkişer ikişer kelepçelediler. Bana sıra gelinceye kadar kelepçe kalmadı. Otobüste bir grup, 14-15 kişi kadar da Nurcu vardı. Üstteğmen Fahrettin bazen Nurcularla tartışarak, bazen de hakaret ederek konuşuyordu.
Eşyalarımızı hücreye bırakmamız ve külot üstümüzde kalacak şekilde soyunmamız söylendi. Koridora çıkarıldık. Diğer hücredekilere arkalarını dönmeleri ve yere çökmeleri emredildi.
Bize de birer süpürgeyle ortalardaki bir hücredeki suyun koridora çıkarılması emredildi. Hücre içindeki tuvaletin tıkalı olduğunu ve içeride bir karış kadar suyun içinde pisliklerin (insan dışkısının) yüzdüğünü̈ gördük. Su ve pislikleri hücrelerin önündeki geniş̧ koridora yaydıktan sonra, daha gerideki bir hücreye tekrar toplanmamız istendi. Bunları yaparken bir taraftan coplanıyor, bir taraftan da ‘Son sayı üç̧!’ deyip, sayıncaya kadar bitirmemiz isteniyordu.
Pis suyu, içinde yüzen b.klarla birlikte istedikleri hücreye doldurduktan sonra, bu hücrenin eşiği yüksekliğinde bir göl meydana geldi. Bu suyla yıkanmamız emredildi. Pislikle birlikte avuçlayarak başımızdan itibaren bu suyla yıkandık.
Sırtlarımız coplanarak bir üst kattaki hücrelerden birine tıkıldık. Yerlerimize dışarıdan yedi sekiz kişi yine dövüle dövüle getirilip yerleştirildi. Bu dayak ve yerleştirme işi bir iki saat sürdü. Bir üst kattaki hücrede sabahleyin on sekiz kişi olduğumuzu saydık.
Hücremizde artık ancak yan yana ayakta durabilecek kadar yer vardı. On sekiz kişi olmamıza rağmen gece yatmamız bir sorun olmadı. Artık o kadar yorgunduk ki saat 20.30 olduğu zaman açlık, susuzluk, yorgunluk, gündüz yenilen copların tesiriyle uyumuyor, bayılıyorduk.
Hücrede herkesin yalnız başı üstte gibiydi. Bir kişinin üstünde üç̧ dört kişinin bacakları, kolları, vücudunun bir kısmına isabet ediyordu. Artık yastık derdi kalmamıştı. Başlar muhakkak diğer birisinin vücudunu yastık gibi kullanıyordu.
Bu arada mesai sırasında bazen bir kısmımızı hücre önündeki talim yerine çıkarıp, ya talim yaptırıyorlar ya da birbirimize dayak attırarak bizimle alay ediyorlardı.
Böyle bir günde Urfalı bir baba oğulla epey eğlendiler. Baba 65 yaşlarında, 1,90 boyundaydı. Oğlu, 25-30 yaşlarında ve babasından daha iri ve cüsseliydi. Evvela oğlunu babasına tokatlattılar. Yavaş tokat vurduğu için hem oğul hem baba coplanıyordu.
Beş on denemeden sonra oğulun babaya vurduğu şiddetli tokatları beğenmediler. Bu kere oğulu babanın sırtına bindirdiler. Bir taraftan babayı copluyor, daha hızlı koşması için zorluyorlardı. Oğul babasının sırtından indikten sonra ağlamaya başladı.”
Oruç tutan Bedii Tan’in dışkı yedirilerek öldürülmesi
Felat Cemiloğlu, Altan Tan’ın babası Bedii Tan’ın nasıl öldürüldüğünü de anlatıyor:
“Ramazan geldi. "Oruç̧ tutmak serbest" dediler. Sahura kalkmak yok. İftar ise saat 20.00’den sonraydı. Bu aslında ‘Oruç̧ tutma, istemiyoruz!’ mesajıydı.
Benim ortağım ve muhasebecim Bedii Tan Bey oruç̧ tuttu. Bu arada havalandırmada, betonda, üstümüz çıplak halde dünyanın idmanını yaptırıyorlar. Bedii’nin orucunun farkına vardılar. Ne yaptılar biliyor musun? Kanalizasyon kapağını kaldırdılar, avuçla pislik yedirdiler. Bedii Tan ishal oldu. Çok hastalandı. Hala hatırlarım. Koğuş kapısının önünde, buz kalıbı gibi ‘pat’ diye betonun üstüne düştü.
Yerde yatıyordu. Bir er ve bir çavuş̧ gardiyan geldi, koğuşa girdiler. Yerde yatan Bedii Bey’in karnına bastılar. Bağırsakları ve böbreği patladı Bedii Bey’in...
Marşlar........
