Asrın celadeti
Davulun sesi öyle atasözünde geçtiği gibi uzaktan ya da yakından hoş gelmez. (Özellikle Ramazan davulcusu diye sokaklara salınan vatandaşlarda görülmüştür ki ne çaldığını, neyi nasıl icra edeceğini bilmeyen ellerde davul işkenceye döner. Ankara'nın Bağları, Ölürüm Türkiyem, Ölmezsem İnan Sürünürüm Sevgili Vatanım ve benzeri şarkıların tutturulamayan ritimleriyle insanlar sahura uyandırılmaz, sura üfürülmüş gibi 'ne oluyoruz, deprem mi oluyor' diye yerinden sıçrar.) Baterinin sesi yakından, tribün sesi uzaktan, Davud Aleyhisselam'ın sesi herhangi bir taraftan hoş gelebilir. Ancak bunun ataların sözüne sinen kısmı herhangi biri değildir. Binaenaleyh, mübarek Ramazan günlerinde uzaklara düşen bombalar daha az can acıtmaz. Hele çoluğun çocuğun topluca katledilişi muntazam bir savaş seyrini aşar. Bombalar altında kalanın bizzat kendisi olduğunu fark edemeyen, çoluk çocuğun katledilişinden acı duymayan her varlık, insanlıktan da feragat ettiğini kabullenmiş demektir. Bir yandan iki devlet tek millet deyip Azerbaycan denince ırkçılığın dibini sıyıranlar, İran topraklarında mukim otuz milyondan fazla ırkdaşını hiçe sayar. Güya onlar bir başka mezheptendir. Azerbaycan halkına gelince orada mezhebe bakılmaz. Yahut da yakın tarihte hayli ırak düşen Irak'ta, adeta soykırıma uğrayışına çanak tutulan insanların da mezhebi sorgulanmaz. Demek ki mesele mezhep, din, dil ve sair değildir. Mesele herhangi bir savaşta Amerika’nın bavulunu taşımak, selametini sağlamak, ardını toplamaktır.
Diğer taraftan asrın onurlu insanları Tel Aviv'in içinden geçerken, bunu fark edenler için olan biteni tribünden izlemek acı vericidir. Üstelik bin türlü işbirlikçinin söz sahibi olduğu kendi memleketinin, düşman kuvvetlerine her açıdan lojistik sağladığını, bunu sırasında sessiz sedasız, sırasında ayan beyan yaptığını görmek... Hadi Gazze için bir toplu iğne sokulamadığı, ablukanın kırılamadığı, halkının da terörize edildiği düşünülsün; aynı şey İran için de mi geçerlidir ki Çin'in, Rusya'nın bile tonlarca yardım gönderdiği yerde bir Allah’ın kulu şu hususta yardım edelim diye düşünmesin?! Müslümanların yalnızlığını ve çıkmazlarını da dert etmek İran yetkililerine kalmış olmalı ki, kendilerine yönelik dualar için müteşekkir oldukları, bunu beyan ettikleri görülür.
Bir başka cihetten münasebetsiz bir Amerikancının beyanlarına bakılırsa İran yetkilileri yanlış yapmış kabul edilir! Yekunen teslimiyetçi bir dış politika kafasıyla yetişmiş ve rüyasında bile göremeyeceği makamlara erişmiş ya da yerleştirilmiş bu hadsizler, kâfirin karşı konulmazlığına iman ettiğinden, şartlar oluşmadan kafa tutmak da neyin nesi minvalinde zırvalar. Bu kafasızlığa göre çocuklar bombalandığında yöneticiler suçludur; zira onlar kendileri hedef olmayıp çocukları kalkan olarak kullanır! Yöneticiler vurulduğunda yine suçludur; çünkü başsız kalmak strateji yoksunluğudur! Hem bunlara göre başındakileri bile koruyamayan halk, vatanını nasıl korusundur! (Strateji, istihbarat ve diplomasi uzmanı bu bit yavrularının, Amerikan payandalarının canı, tıpkı Yahudi efendileri gibi çok tatlı, pek kıymetlidir. Dolayısıyla ‘halkımın başına bomba düştükten sonra benim baş olmamın ne ehemmiyeti var’ diyerek sığınak reddedip erdemli davranmak, ahlaklı olmak ve şehadete yürümek, bunların anlayabileceği bir şey değildir.)
Bir karşılık vermediğinde Hürmüz’ün boğazına şimdilerde ancak uzaktan bakabilen yerlerde ‘İran ancak dindaşlarına saldırır’ türünden bin türlü hikâye boy verir. Karşılık verdiğinde de bu embesillere göre İran suçludur; ‘neden sadece Yahudi'nin gasbettiği topraklar değil de Arapların ülkelerindeki meccanen bağışlanmış Amerikan üsleri vurulur’ diye feveran ederler. Çünkü çok iyi bilirler ki o dört bir yana serpiştirilmiş Amerikan üsleri olmadan Yahudi’yi koruyabilmek mümkün değildir. Çünkü çok iyi bilirler ki gaz olmadan, petrol olmadan yattıkları yerden sevkiyatı yapılmaz. Çünkü çok iyi bilirler ki Hürmüz’den sadece Çin gemisi geçmez. Çünkü çok iyi bilirler ki sapıkların efendisi Suriye'de olduğu gibi dostlarını 'siz yaptınız, sizin başarınız' diye taltif etmez...
Müslüman, bilumum dünya halklarının saadet ve selametini, hiç yoktan kendi selameti kadar düşünür. Mutmain olmak gerekir ki İran tarafından had bildirilen, hadsizliğine hudut biçilen ve şüphesiz boydan boya karizması çizilen Amerika, bundan böyle daha hesaplı davranır. Önündeki seçimleri fırsat bilip tıpkı New York belediye başkanı gibi insaflı insanlara fırsat tanır. Şayet böyle olmazsa o her alanda şehvetine kapıldıkları Amerikan rüyası tepetaklak olur. Yahudi'nin gasbettiği topraklara gelince; her kabilenin kaybolan develeri, her fil ordusunun ebabilden karşılığı bulunur. Her mabedin de bir sahibi vardır.
