Bir Diyarbakır Kaç Gazze Eder?
Hafta sonu teşkilat içi eğitimler vesilesiyle Diyarbakır ve Batman vilayetlerimize konuk olduk. Her zamanki gibi heyecanlı, gayretli ve misafirperver bir şekilde karşıladılar. Allah kendilerinden ebeden razı olsun. Sunumumuzu yaptık. Program bitti. Yemek yendi. Namazımızı kıldık. Abdurrahman başkandan müsaade aldık. Şeyhmus abi bizi terminale bırakacağı zaman uzaklıktan dolayı Diyarbakır’ın içinde epey bir tur atmak durumunda kaldık. Bir yandan şehri seyrediyorum… Büyüklüğüne, nüfus yoğunluğuna, gelişmişliğine hayran oluyorum… Bir yandan Şeyhmus abiyle muhabbet ediyoruz. Abi sekiz aracına yetişemezsek dedim. Ayıp ediyorsun seni Mardin’e biz bırakırız dedi. Tebessüm ettik. Yolumuza devam ettik. Yetiştik terminale… Zorla yol paramızı ödedi. Neyse helalleştik araca bindim. Araç hareket edene kadar oradan ayrılmadı. Biz hareket ettikten sonra son selamı verdi gitti. Allah kendisinden razı olsun. Buna benzer bir manzarayı can Batman’ımızda da yaşamıştık.
Şimdi bu klasik sahneyi neden bu denli teferruatlı anlattım… Diyarbakır’ın içerisinde gezerken şu soruya odaklandım. Bir Diyarbakır kaç Gazze eder? Yahut bir Batman bir Şırnak bir Gaziantep bir Şanlıurfa bir Maraş bir Hatay yahut bir Konya bir Trabzon bir Rize bir Samsun bir Antalya bir Bursa bir Kocaeli bir İstanbul kaç Gazze eder? Özellikle doğu illerinin tamamını teşkilat çalışmaları vesilesiyle arşınlamış bir kardeşiniz olarak gönül rahatlığıyla söylüyorum. Aslında bir Türkiye çok Gazze eder. Sadece fiziki şartlarıyla değil insanın mayasındaki imanla da ahlâkla da çok Gazze eder. Yeter ki üzerimizdeki siyonkemalist uyuşturulmuşluktan kurtulalım. Yeter ki yitirdiğimiz Müslüman-mücahit-muallim kimliğimize kavuşalım. Yeter ki dünyaya tapmaktan vazgeçelim. Yeter ki ahlâk ve maneviyat öncelikli bir hayat sürelim. Niyetimiz cihat olsun ki akıbetimiz şehadet olsun. Bak bakalım o zaman Siyonizm’in sırtını nasıl kırıyoruz!
Yıllardır “doğru zihniyetle” yetişen ve direnen bir Gazze’den; çıkamayan, rezil rüsva olan, tamamen dengesini kaybeden, sapık, sapkın, tam “bulundukları yerde öldürülmelik” (zalim oldukları için ayetin ifadesi) bu zalim Siyonistler neden hâlâ bize bulaşamıyor dersiniz? İlahi cevher; fert fert, fevç fevç 86 milyonluk aziz evlad-ı Fatihan’ın yüreğinde harlanırsa… Ne olur biliyor musunuz? Tüm putlar tek gecede yıkılır. Kimse baltayı asacak büyük bir put aramak ile uğraşmaz bile…
Kim kırdı diye sormak gafletine düşen olursa o baltanın ucunda can verir… 81 vilayetimizin birçoğu Gazze büyüklüğünde veya daha büyük… Nüfus açısından da coğrafi konum açısından da imkânlar açısından da direniş veya taarruz cepheleri oluşturmaya son derece müsait bir zemin var can vatanımızda…
O kadar dolmuş durumdayız ki… Yüzyıllar boyunca nice zalimle mücadele edenlerin, kâinatın nice mülküne hükmedenlerin evlatları olarak, bunca zulme sessiz kalmak zorunda bırakıldığımız için o kadar dolmuş durumdayız ki… Bir kör kurşun sınırımızda bir evladımıza değse ve biz bunun Siyonistlerin işi olduğuna emin olsak… Tüm Türkiye’de içten içe tutuşan milyonların yüreği alev alır. Öfkemiz dağları eritir. Nehirleri denizleri kaynatır. Közümüz Suriye’den, Irak’tan, İran’dan taşar Washington’u, Tel Aviv’i yakar yerle bir eder… Bir evladımızın bir saç teli için Netanyahu’nun, Trump’un bin kere canını alırız Allah’ın izniyle… Hem de sağda solda değil… Diyarbakır Şeyh Said meydanında… Yiğidi düştüğü yerden kaldırırız Allah’ın izniyle…
Bunları neden şimdi yapmıyorsunuz? Gazze’deki Lübnan’daki sizin evladınız değil mi? Evladımız tabi… Evladımız hepsi canımız, can paremiz… Fakat millet olarak bize verilen narkozun tesiri henüz geçmiş değil. Ne zaman ki işin ucu bize dokunur. Biz de evlatlarımızın paramparça cesetlerini toplamaya başlarız… O zaman uyuyan dev uyanır. O zaman tüm “izm”lerin kökü kazınır. Geriye sadece cihat ve şehadet naraları kalır. O zaman her vilayetimiz bir Gazze’ye dönüşür ve dünyanın kıyameti başlar. İşte o zaman bizden aldıkları her bir canımız için bin zalime ecelin soğuk soluğunu hissettirmeyen aslımıza neslimize veyl olsun! İşte o zaman son Siyonist de ceset oluncaya kadar ter dökmeyen aslımıza neslimize veyl olsun! İşte o zaman şehit olmak için doğmayan her evlada veyl olsun… Normal ölen her ihtiyara veyl olsun!
Biz Müslüman’ız elhamdülillah. Allah’tan ümidin kesilmeyeceğine inanırız. Aldığımız her nefesin Rabbimizin kudretinin tecellisi olduğuna inanırız. Bugünler de geçer. Ümmet-i Muhammed felaha erer Allah’ın izniyle. Bu yüzden bu yazımızı Necip Fazıl üstadın şu meşhur mısraları ile bitirmek istiyorum:
“Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! Ölsek de sevinin, eve dönsek de! Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!”
Allah’a emanet olunuz.
