Onurlu Asiler ve Mutlu Köleler!
İnsanın yeryüzündeki serüveni, hakikat ile yanılsama arasındaki o ince çizgide yürümekten ibarettir. Çağımızın devasa panaromasına, dünyanın ve toplumların gidişatına şöyle bir uzaktan baktığımızda, gözümüze çarpan manzara ne yazık ki bir uyanışın değil, derin bir uykunun tablosudur. Görünmez zincirlerle bağlanmış, ancak bu zincirlerin şıngırtısını bir musiki sanan "mutlu kölelerin" kalabalığı, meydanları doldurmaktadır. Hakikatin ağır yükünü omuzlamaya talip olan, fıtratındaki o ilahi mayayı korumaya çalışan "onurlu asiler" ise kalabalıkların uğultusu içinde sessiz bir azınlık olarak kalmıştır.
İslam düşünce geleneğinde hürriyet, insanın nefsinin ve dünyevi otoritelerin boyunduruğundan kurtulup yalnızca mutlak olana, Yaratıcı'ya kul olmasıyla başlar. Oysa modern çağ, insanı sahte ilahların, tükenmez arzuların ve kurgulanmış hedeflerin kölesi yapmıştır. Peki, bu devasa hipnoz nasıl inşa edildi?
Bugün dünya politik düzlemi, hakiki bir iradenin değil, ince hesaplanmış bir tiyatronun sahnesidir. İnsanlar, ipleri başkalarının elinde olan kukla yöneticilerin kürsülerden vaaz ettiği sahte hedeflerin peşinde, bir yanılsamadan diğerine sürüklenmektedir. Küresel nizamı elinde tuttuğunu zannedenler, aslında kadim bilgeliğin değil, ucuz bir hokkabazlığın ustalarıdır. Tıpkı Firavun’un sihirbazlarının ipleri yılan gibi göstermesi misali, modern çağın muktedirleri de basit ve sığ düzenbazlıklarını devasa medya ağları ve teknolojik göz boyamalarla "olağanüstü" gibi sunmaktadır. Kalabalıklar, bu sahte büyüye öylesine kapılmıştır ki, perdenin arkasındaki o basit, kaba ve ilkel kandırmacayı görecek........
