menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eksildikçe Varolmak!

74 0
12.03.2026

İnsan, bu dünyaya atılmış ürkek bir tohumdur başlangıçta; Savunmasız, isimsiz ve çıplak… Sonra yavaş yavaş yaşa(l)dıkça kabuğunu kırar, dünyaya kök salmak için kelimelere, tanımlara, isimlere tutunur. Ona hep "öğrenmenin" bir erdem olduğu, zihnini ne kadar doldurursa o kadar büyüyeceği öğretilir. Oysa kimse, heybesine attığı her yeni kelimenin, her kesin yargının ve her "biliyorum" iddiasının zamanla sırtında nasıl aşılmaz bir dağa dönüşeceğini söylemez. Büyür evet; ama tıpkı şiirin fısıldadığı gibi, büyüdükçe ağırlaşır, ağırlaştıkça batar…

Modern çağ, bilginin bir fetiş haline geldiği, insanın dış dünyayı fethetmek için durmadan silahlandığı bir çağdır. Okuduğumuz her kitap, ezberlediğimiz her teori, kazandığımız her unvan aklımıza giydirilmiş birer zırhtır. Bu zırh bizi dış dünyanın tehlikelerinden korur gibi görünse de, aslında hakikatle aramıza çekilmiş kalın birer perde oluşturmaya başlar. Zihnimizin duvarına çaktığımız her yeni çivi, bizim o duvarı biraz daha görmemizi engeller.

Oysa bilgelik, bir birikim meselesi değil, bir "arın(dır)ma" sanatıdır. Bilgi dünyayı omuzlamaya, her şeye bir kulp takıp onu kontrol etmeye çalışırken; bilgelik, dünyayı olduğu gibi bırakmanın, hayata hayat verenin yegâne Var-lığına teslim olmanın adıdır.

Bu noktada karşımıza o sarsıcı paradoks çıkar: Gökyüzünü görmek için bulutlardan vazgeçmek gerekir. "Biliyorum"........

© Milli Gazete