Arz-ı Mev’ud Kıskacında Son Kale: Anadolu!
Tarih, sadece kazananların yazdığı bir methiye değil, aynı zamanda mazlumların kanıyla sulanmış topraklarda tekerrür eden acı bir trajedidir. Bugün masanın üzerinde duran harita, yüz yıl önce Sykes-Picot ile cetvelle çizilen sınırların, bugün kanla yeniden silinip yazılmaya çalışıldığı bir "Büyük Orta Doğu" senaryosudur. Ve ne yazık ki bu senaryo, sadece bir komplo teorisi değil, adım adım işleyen, dişlileri Müslüman kanıyla yağlanan devasa bir öğütme makinesidir.
Erbakan Hoca’nın yıllar evvel, o meşhur ferasetiyle işaret ettiği haritalar bugün birer birer gerçeğe dönüşmektedir. Adına "demokrasi getirmek", "özgürleştirmek" ya da "terörle mücadele" denilen her hamle, aslında Arz-ı Mev'ud (Vadedilmiş Topraklar) hayali kuran Siyonist aklın, İslam coğrafyasını atomlarına ayırma projesinden başka bir şey değildir.
Gözümüzün önünde cereyan eden bu yıkım silsilesine baktığımızda, Irak’ın parçalanışını hatırlarız. Bağdat’ın kadim kütüphaneleri yanarken, aslında yakılan İslam medeniyetinin hafızasıydı. Ardından Şam’a sıçrayan ateş, Emevi Camii’nin avlusuna düşerken, hedef sadece bir rejim değil, Müslümanların bin yıllık kardeşlik hukuku idi. Libya’nın çölleri kana bulanırken, maksat petrolün kontrolü kadar, Akdeniz’deki Müslüman direncinin belini kırmaktı. BOP, bir domino taşı dizilimidir ve ne yazık ki o taşlar, küresel emperyalizmin parmak ucuyla birer birer devrilmektedir.
Şimdi ise namlunun ucunda İran var. Meseleyi sadece mezhepsel farklılıklar veya politik rejimler üzerinden okumak, emperyalizmin tuzağına düşmektir. Bugün İran üzerinde dönen İsrail-ABD ortak yapımı oyun, aslında "böl, parçala ve yut" stratejisinin en kritik virajıdır. Siyonist rejimin güvenliği için bölgedeki her güçlü devletin ordusunun tasfiye edilmesi, ekonomisinin çökertilmesi ve toplumsal yapısının kaosa sürüklenmesi gerekmektedir. İran’ın kuşatılması, sadece Tahran’ın değil, tüm bölgenin savunma hattında devasa bir gedik açılması demektir. Zira emperyalizm, karşısında yekvücut olmuş bir İslam........
