menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arz-ı Mev’ud Kıskacında Son Kale: Anadolu!

18 0
06.03.2026

Tarih, sadece kazananların yazdığı bir methiye değil, aynı zamanda mazlumların kanıyla sulanmış topraklarda tekerrür eden acı bir trajedidir. Bugün masanın üzerinde duran harita, yüz yıl önce Sykes-Picot ile cetvelle çizilen sınırların, bugün kanla yeniden silinip yazılmaya çalışıldığı bir "Büyük Orta Doğu" senaryosudur. Ve ne yazık ki bu senaryo, sadece bir komplo teorisi değil, adım adım işleyen, dişlileri Müslüman kanıyla yağlanan devasa bir öğütme makinesidir.

Erbakan Hoca’nın yıllar evvel, o meşhur ferasetiyle işaret ettiği haritalar bugün birer birer gerçeğe dönüşmektedir. Adına "demokrasi getirmek", "özgürleştirmek" ya da "terörle mücadele" denilen her hamle, aslında Arz-ı Mev'ud (Vadedilmiş Topraklar) hayali kuran Siyonist aklın, İslam coğrafyasını atomlarına ayırma projesinden başka bir şey değildir.

Gözümüzün önünde cereyan eden bu yıkım silsilesine baktığımızda, Irak’ın parçalanışını hatırlarız. Bağdat’ın kadim kütüphaneleri yanarken, aslında yakılan İslam medeniyetinin hafızasıydı. Ardından Şam’a sıçrayan ateş, Emevi Camii’nin avlusuna düşerken, hedef sadece bir rejim değil, Müslümanların bin yıllık kardeşlik hukuku idi. Libya’nın çölleri kana bulanırken, maksat petrolün kontrolü kadar, Akdeniz’deki Müslüman direncinin belini kırmaktı. BOP, bir domino taşı dizilimidir ve ne yazık ki o taşlar, küresel emperyalizmin parmak ucuyla birer birer devrilmektedir.

Şimdi ise namlunun ucunda İran var. Meseleyi sadece mezhepsel farklılıklar veya politik rejimler üzerinden okumak, emperyalizmin tuzağına düşmektir. Bugün İran üzerinde dönen İsrail-ABD ortak yapımı oyun, aslında "böl, parçala ve yut" stratejisinin en kritik virajıdır. Siyonist rejimin güvenliği için bölgedeki her güçlü devletin ordusunun tasfiye edilmesi, ekonomisinin çökertilmesi ve toplumsal yapısının kaosa sürüklenmesi gerekmektedir. İran’ın kuşatılması, sadece Tahran’ın değil, tüm bölgenin savunma hattında devasa bir gedik açılması demektir. Zira emperyalizm, karşısında yekvücut olmuş bir İslam Birliği değil, birbiriyle boğuşan, enerjisini iç savaşlarda tüketen, iradesi ipotek altına alınmış devletçikler istemektedir.

Ancak, bu kanlı senaryonun nihai hedefi ne Bağdat, ne Şam, ne de Tahran’dır. Büyük resme, o "büyük" projeye milli bir şuurla bakan her göz, asıl hedefin Anadolu olduğunu, yani Türkiye olduğunu görecektir. Çünkü Türkiye, İslam dünyasının omurgası, Hilal’in son kalesidir. Etrafımızdaki ateş çemberi daralırken, güneyimizde kurulmaya çalışılan terör koridorları, İsrail’in güvenliği için tampon bölgeler oluşturma çabası ve ekonomik kıskaçlar, hep aynı nihai vuruşun hazırlıklarıdır.

Tarihsel bir hakikattir ki; "Şark Meselesi" bitmemiştir, sadece şekil değiştirmiştir. Dün Sevr’i dayatanlar, bugün BOP kılıfıyla gelmektedirler. İran’ın istikrarsızlaştırılması, Türkiye’nin doğudan da kuşatılması ve Anadolu’nun savunma derinliğinin yok edilmesi anlamına gelecektir. Komşudaki yangın, er ya da geç bizim saçağımıza sıçrayacaktır.

Bu noktada ihtiyaç duyulan şey, hamasi nutuklar değil, basiret ve ferasettir. Kurtuluş; ne Batı'nın çifte standartlı kurumlarında, ne NATO'nun şemsiyesinde ne de stratejik ortaklık masallarındadır. Kurtuluş, aslına rücu etmekte, D-8 ruhunu canlandırmakta ve İslam Birliği idealine sarılmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; Siyonizm bir timsah gibidir. Onu besleyerek uysallaştıramazsınız; sadece sizi yiyeceği sırayı beklersiniz. Bugün İran’a, dün Irak’a yapılanlar, yarın Türkiye’ye yapılmak isteniyorsa, bu oyunu bozacak tek güç, "Milli Görüş" şuuruna sahip, kendi medeniyet değerlerinden güç alan ve "Yeni Bir Dünya" kurmaya namzet olan iradedir.

Bu noktada idrak edilmesi gereken yakıcı hakikat şudur: Karşımızdaki tablo, sadece diplomatik manevralarla veya konjonktürel ittifaklarla savuşturulacak sıradan bir dış politika krizi değildir. Bu, Hakk ile Batıl’ın tarih sahnesindeki bitmek bilmeyen mücadelesinin ahir zamandaki en çetin raundudur.

Mesele, Anadolu’nun sadece jeopolitik bir "kilit taşı" olması değildir; asıl mesele, Siyonist aklın kanlı "Arz-ı Mev'ud" haritasında Fırat ve Dicle’nin sularını kendi mülkü, Anadolu topraklarını ise vaat edilmiş mabetlerinin bir parçası olarak görmesidir. Bugün Tahran kapılarına dayanan, Bağdat’ı viran eyleyen o irade, yarın Güneydoğu Anadolu’muzda aynı hak iddialarıyla karşımıza dikilecektir. Onların "Büyük Orta Doğu" dediği, bizim "Büyük İsrail" olarak okumak zorunda olduğumuz plandır. Bu planın nihayetinde Türkiye’yi; inancından, tarihinden ve iddiasından koparılmış, etnik ve mezhepsel fay hatlarıyla paramparça edilmiş, uysal bir garnizon devlete dönüştürmek yatmaktadır.

Eğer Türkiye düşerse; bu sadece bir devletin yıkılması demek olmaz. Türkiye düşerse; Kudüs’ün umudu, Gazze’nin nefesi, Arakan’ın duası, Bosna’nın dayanağı düşer. Türkiye, İslam ümmetinin, emperyalizmin dişleri arasında kalmış son kalesi, son "Hamidiye Tabyası"dır. Bu kalede açılacak her gedik, İslam dünyasının kalbine saplanacak yeni bir hançerden öteye gitmeyecektir.

Artık gaflet uykusundan uyanma vaktidir.

"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" zihniyeti, o yılanın gelip bizi de sokmasıyla son bulmuştur.

Kurtuluş; Batı’nın kokuşmuş reçetelerinde, AB kapılarında bekletilmekte veya NATO’nun sahte güvenlik şemsiyesinde değildir.

Çare; Erbakan Hoca’nın ömrünü vakfettiği o ahlak ve maneviyat temelli "Milli Görüş" şuuruna sarılmakta, Adil ve Şahsiyetli Dış Politika’ya dönmekte ve İslam Birliği’ni; kâğıt üzerinde bir temenni olmaktan çıkarıp, demirden bir iradeye, askeri ve ekonomik bir güce dönüştürmektedir.

Tarih şahittir ki; bu coğrafyada korkaklara yer yoktur. Ve yine tarih şahittir ki; Firavunların orduları ne kadar büyük olursa olsun, Musa’nın asası hepsine galip gelecektir. Yeter ki biz, Siyonizm’in illüzyonlarına aldanmayalım, safları sıklaştıralım ve "Zafer inananlarındır ve zafer yakındır" müjdesine layık bir duruş sergileyelim.

“Senaryo aynı senaryo,

Anlamayan aynı insan…

Gözyaşı aynı gözyaşı,

Ders almayan aynı ihvan…

Uyanamayan aynı nâdan…”


© Milli Gazete