menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Sınırlayıcı Eğitim” Üzerine Kısa Bir İnceleme!

12 0
22.07.2026

İnsan, varoluş sahnesine işlenmeyi bekleyen ham bir madde ya da üzeri doldurulacak boş bir levha olarak değil; bünyesinde sonsuz tecellileri ve derin bir potansiyeli barındıran bir fıtrat üzere adım atar. İslâm düşünce geleneğinin bilgiye (ilm) ve insana bakışındaki en temel nirengi noktası burasıdır: İnsan zihni biçimlendirilecek bir nesne değil, hakikate uyandırılacak bir özne konumundadır. Ne var ki modern dünyada kurumsallaşan eğitim sistemleri, insanı özgürleştiren bir "terbiye" süreci olmaktan ziyade, zihni ve ruhu belirli şablonlara hapseden sınırlayıcı bir mekanizmaya dönüşmüştür.

Eğitimin sınırlayıcı niteliği; yalnızca müfredatların darlığında değil, bilginin kaynağıyla ve insan ruhuyla kurduğu ilişkinin kopukluğunda gizlidir. Böyle bir eğitim anlayışının en temel anlamsal krizi, bilginin mahiyetinde yaşanan epistemolojik kırılmada yatar.

İslâm bilgi geleneği son derece hassas bir kavramsal hiyerarşiye dayanır:

Malumat (Veri / Enformasyon): Zihnin dışarıdan devraldığı işlenmemiş, ölçülebilir yüzeysel veri birikimi.

İlim: Nesnenin ve olgunun hakikatine dair usule dayalı, sistemli kavrayış.

Hikmet ve Marifet: Bilginin kalpte amele, ahlâka ve varoluşsal bilince dönüşmesi; eşyanın perde arkasını ve gayesini idrak etme yetisi.

Modern sınırlayıcı eğitim modelinde bu hiyerarşi ters yüz edilmiştir. Sistem; hikmet ve marifet arayışını tamamen devre dışı bırakarak insan zihnini devasa bir malumat deposuna çevirir. Bu durum, zihinsel bir genişleme değil, aksine anlamsal bir daralmadır.

Günümüz eğitim anlayışı, akla "nasıl" sorusunu sormayı öğretirken, "neden" ve "niçin" sorularını unutturmuştur. Nesnelerin ölçülebilir niceliğine odaklanan bu sığ bakış, varlığın niteliğini ve kutsal ile olan bağını koparmıştır.

Bu kopuş sonucunda Akl-ı Ma'âş (yalnızca dünyevi, pratik ve araçsal hesaplar yapan akıl), Akl-ı Selim'in (ahlaki ve varoluşsal doğruları süzen aşkın akıl) önüne geçirilmiştir. Araçsal aklın egemen olduğu yerde eğitim; insanı derinleştiren değil, yüzeyselleştiren bir sınır çizgisine dönüşür.

Tarihsel bir perspektiften bakıldığında, İslâm medeniyetinin eğitim tasavvuru mekâna ve zamana hapsedilemeyecek kadar esnek, organik ve derinlikliydi. Bağdat’taki Nizamiye Medreseleri’nden Kurtuba’ya, Semerkand’dan İstanbul medreselerine ve dergâhlara uzanan yapıda ilim; kışla disiplinine benzer sınıflara kapatılmış, dakikalarla sınırlandırılmış bir müfredat dayatması değildi.

İslâm klasik geleneğinde eğitim tek bir kavrama........

© Milli Gazete