Allah muhafaza! İftar sonrası Amerikan ve İsrail füzelerine mi sevinecektik?!
Hayatı tek kelime ile özetlememiz gerekirse; İMTİHANDAYIZ.
Attığımız, atmadığımız her adımdan tutun da yediğimiz, yemediğimiz her lokmaya kadar imtihandayız.
Allah, diğer tüm canlılardan farklı olarak da insanoğluna idrak vermiş, doğru ile yanlışı ayırt edebilme kabiliyeti bahşetmiş.
İdrak yollarına dikkat etmek gerek.
En küçük bir tıkanıklıkta beyin fonksiyonlarını yitiriyor.
“İnandığı gibi yaşamayanlar, yaşadığı gibi inanmaya başlıyor.”
Kendi yaşantıları, Allah muhafaza dini gerçeklerin önüne geçmeye başlıyor.
Yaptıkları her şeyi de “din adına” yapıyorlar.
Bu tipler, provokatör falan da değiller, büyük bir içtihatla ve inanarak yapıyorlar bütün bunları.
Bu daha acınası bir durum!
Biz yine olaya iyi tarafından bakalım.
İyi niyetle yaklaşalım.
Yetiştikleri ortam, mevsim, etraflarında esen rüzgâr bu tipleri bir taraflara savuruyor.
Çevrelerinde biraz da taraftar bulunca değmeyin keyiflerine.
Hoyratlığın dibine vuruyorlar.
Aslında bu satırları okuyanların neredeyse tamamı bu anlatılanlardan beridirler.
Yani, siyasi ve dini açıdan çelik gibi şuura sahipler.
Aksi durumda Allah muhafaza iftarı yaptıktan sonra ekranlar karşısına geçip Amerika ve İsrail füzelerine sevinen tipler olacaklardı.
Allah, bizleri muhafaza eylesin!
Kimse yaptığı hemen hiçbir hatayı sebepsiz yere yapmıyor.
Hatta önce gerekçesini uydurup sonra da kabahati işliyor.
Sistem böyle çalışır.
Yoksa, başta ahlaki sorunlar olmak üzere toplumsal dejenerasyonlar nasıl yaşanacak?
Önce insan kendini inandırmalı.
Bir kez de bir hatayı yapınca gerisi çorap söküğü gibi geliyor.
Dediğimiz gibi huşu içinde orucumu tutup iftar sonrası Amerika ve İsrail füzelerine sevinen bir topluluğun içerisinde olmadığımız için.
Fazla detaylara girmeye hacet yok ama, içinde bulunduğunuz ve yetiştiğiniz topluluğun kıymetini bilin…
Öncelikle ayıptır, daha da önemlisi günahtır
Erbakan Hoca, söylenecek söz bırakmadı. Bırakın tevilci başılığını
Cennetmekân Erbakan Hoca, yeryüzünün gördüğü en ahlaksız ve sapkın topluma karşı savaş başlatan bir iradeye sahipti. Öyle sözünü ve gözünü hiçbir güçten esirgemezdi. Hemen her konuda da sözünü söyleyip gitti.
Yaşarken bir yol çizdi.
Kimisi o yolu beğenmedi, kendisine daha konforlu olduğunu düşündüğü yeni yollar buldu.
Kimisi de daha meşakkatli olmasına rağmen Erbakan Hoca ile aynı yolda yürüdü.
Bütün bunlar tercih meselesi!
Ancak Erbakan Hoca ahirete irtihal ettikten sonra onun söylemediği sözleri ona atfetmek, icraatlarını tevil etmeye gayret etmek ahlaki olmadığı gibi büyük bir vebal vesilesi de.
Her insan için bu böyledir.
Herkes Erbakan Hoca’yı sevmek zorunda değil ama en azından hatıralarına saygı duymak zorunda.
Kendi kendisini “sır kâtibi” olarak tanımlayıp yani kendisine büyük anlam yükleyip sonra da boyundan büyük laflar etmek iftiraya girer.
“Ben hocayım, ehl-i sünnetin temsilcisiyim” diye otaya çıkıp Erbakan Hoca’nın sözlerine yeni yorumlar katmak en hafifinden hadsizliktir.
İnanın Erbakan Hoca sizden daha “hoca”, sizden daha “ehl-i sünnet savunucusuydu”…
Yaptığınız, ayıp ve daha da önemlisi vebal!
En azından bunları bilin…
