Toplumsal hastalıklar - 2
Yalan, Gıybet, İftira ve Fitne
Şeytan Âdem(as)’a secde etmeyince; Yüce Rabbimiz, onu huzurundan kovdu. O da: “Yarabbi madem beni kovdun o halde bana kıyamete kadar mühlet ver. Kovulmama neden olan Âdem’in neslinin yollarına oturup, onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşıp, günah işlemelerine vesile olacağım.” diye duada bulundu. Yüce Rabbimiz de: “Haydi oradan iblis benim dürüst, samimi, temiz kalpli, sadakatli kullarımı yoldan çıkaramazsın. Ancak sana uyanların yeri, azaplı bir ateşten başka yer değildir.” demişti. (Hicr Suresi) Tabii Şeytan Rabbinden bir dilek dilemiş ve müsaade almıştı. O, şimdi vazifesini icra ediyor. Ona kananlar yeryüzünde zulüm işliyor. Vay onların haline… Peki ya “Müslüman’ız.” diyen kullar olarak biz ne âlemdeyiz? Ne kadar dürüst, ne kadar samimi, ne kadar Yüce Allah’ın emirlerine sadakatliyiz veya ne kadar şeytanın isteklerine boyun eğiyoruz? Verdiğimiz sözde duruyor muyuz? Emanete gerekli önemi veriyor muyuz? Her şeyden evvel Rabbimizin bahşettiği mesela ‘dil’ emanetine ne kadar sadakatliyiz? Şöyle bir düşünelim onca işlediğimiz günahlara karşılık Rabbimiz konuşma nimetimizi elimizden alsa, ne olur halimiz? Yani dilimizi; yalandan, gıybetten, iftiradan, fitneden koruyor muyuz? Bu saydıklarımızın hepsi de büyük günahlardan değil midir? Bunları işlemek, Rabbimizin verdiği nimetlere karşı büyük nankörlük değil midir? Mesela yalan; ‘yalan’, söyleyenin başkalarını yanıltarak kendisine dünyevi menfaat sağlayacağını düşündüğü hileli sözlerdir. Ya da kişinin hasedinden dolayı ve sonucunun nereye varacağını düşünmeden bilinçli ya da bilinçsiz sarf ettiği sözlerdir. Bir de kendisini dürüst sananların söylediği ‘doğru yalanlar’ vardır ki yani söylediği doğru ama kastettiği yanlıştır. Burada önemli olan kastedilen mânadır… Kimi dünyalık menfaat uğruna........
