menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Türkiye klasiği!

14 0
15.03.2026

Türkiye Cumhuriyeti’nin İletişim Başkanı birtakım gazetecileri iftara davet etmiş Yarın bir gün davet etmedikleri iktidara gelirse onlar da bugün davet edilenleri davet etmez Bu döngü de böylece devam edip gider

Bunlar ortalama bir Afrika devletinde yadırganır ama ülkemizde normalleşti artık!

Muhtemelen yarın da böyle olacak.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin İletişim Başkanı sayın Burhanettin Duran, İstanbul’da düzenlenen iftar programında basın mensupları ile bir araya gelmiş.

Ramazan ayında kardeşlik mesajları verilmiş olmalı.

Burhanettin bey, sosyal medya hesabından aşağıdaki mesajı paylaşmasa basın dünyasının yarısı bu iftar programından haberdar olmayacaktı.

Değerli basın mensuplarımızla İstanbul’da düzenlediğimiz iftar programında bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duydum.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak devletimizin faaliyetlerini, politikalarını ve vizyonunu kamuoyuna doğru ve sağlıklı bir şekilde anlatmaya gayret ediyoruz. Bu süreçte haberin doğru, hızlı ve güvenilir bir şekilde aktarılması büyük önem taşıyor.

Bu noktada basın mensuplarımızın katkıları son derece kıymetli. Özellikle son savaş sürecinde basın mensuplarımızın ortaya koyduğu performansın oldukça başarılı olduğunu ifade etmek isterim.

İletişim Başkanlığı olarak basın mensuplarıyla sürekli temas hâlinde olmak ve onların yaşadığı sorunlara çözüm üretmek bizim için büyük önem taşıyor.

Basın mensuplarının özlük haklarının güçlendirilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve medya sektörünün sürdürülebilirliği açısından önem taşıyan reklam alanındaki yapının daha sağlıklı işlemesi için kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz.

Bizler medyamızın tüm unsurlarıyla şeffaf, hızlı ve etkili bir iletişim yürütmek için gayretimizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

Elbette dert bir kâse çorba değil.

Bu mübarek ayda o kadar fazla davet oluyor ki bir çoğumuz hangisine katılacağımızı şaşırıyoruz.

Ama ülkemizin içinde bulunduğu çarpıklık samimi olarak bizleri üzüyor.

Bu tablonun sorumlusu Burhanettin Duran bey değil ama bugünkü mevcut tablonun içinde kendisi bulunuyor.

Görevi devraldığı ve kurumun kurucu ismi olan Fahrettin Altun bey zamanında da tablo pek farklı değildi.

Peki iktidar değişse bu akşamki iftara davet edilmeyen basın mensuplarına yakın birileri iktidara gelse ne mi olur?

Bu akşam o masada oturanların yerinde dışarıda kalanlar oturur.

O masada oturanlar da dışarıda kalır.

Devran da böyle dönüp gider.

Yeri gelmişken size bir anı anlatalım.

Belli kriterleri yerine getiren basın mensuplarına verilen Sarı Basın Kartları İslami kesimin gazetecilerine verilmemek için kırk dereden su getiriliyordu.

Saçma sapan uygulamalar hayata geçirilmişti.

İstanbul’da ikamet eden gazeteciler Basın Kartı Komisyonu’nun huzuruna Ankara’ya çağırılmıştı.

Zulümün kibarcası sizin anlayacağınız!

Yapacak bir şey yoktu.

Millî Gazete’den 5 arkadaş birimizin arabasına doluşup Ankara’nın yolunu tuttuk.

Sabahın erken saatinden Basın Kartı Komisyonu’nun emri üzere kendileri için tahsis edilmiş otelin lüks bir salonunun kapısında beklemeye geçtik.

Kapıda bekleyenler kimlerdi dersiniz?

Ekserisi Millî Gazete’den olmak üzere, Akit Gazetesi’nden, Yeni Şafak Gazetesi’nden, Yörünge Dergisi’nden ve hatırlayamadığımız bizim mahalleden başka arkadaşlarla kapıda bekleyişe geçtik.

Aramızda karşı mahalleden bir tek kişi yoktu.

Sıramız geldi içeri davet edildik.

Devasa bir salona girdiğimizde yine devasa bir masanın etrafından toplanmış kibirli insanlar yığını vardı.

Önlerinde yiyecek ve içecekler sıralanmıştı.

Tamamına yakını bizim içeri girdiğimizin dahi farkında değildi.

Önlerindekileri tıkıştırmakla meşgullerdi.

En başta oturan meşhur zat bize meslekle ilgili sıradan ve komik bir iki soru sordu “Başka sorusu olan var mı?” diye bir de etrafına seslendi kimseden çıt çıkmayınca da bizi yolcu etti.

Yani taaa İstanbul’dan Ankara’ya gereksiz iki soruya cevap vermek için çağırılmıştık.

Niyetleri çok belliydi.

Ama yapacak da bir şey yoktu.

Bütün arkadaşlar aynı muameleye tabi tutulduktan sonra İstanbul’a döndük.

Peşimizden “Taktiren red” kararı da gelmişti.

İlave olarak da komisyonun bir sonraki toplantısına yani Erzurum’a davet ediliyorduk.

Geriye yapacak tek bir şey kalmıştı.

Bu zalimleri Allah’a havale edip, Basın Kartı alma işini de rafa kaldırma karar aldık.

Aradan çok uzun zaman geçti.

Çok önemli siyasi gelişmeler oldu.

Coğrafyamız ateş çemberi.

Allah muhafaza ülkemiz namlunun ucunda.

Karşımızda sapkın bir topluluk var.

Takip edenler iyi biliyordur Millî Gazete, tüm unsurlarıyla ümmet için ülkesi için çırpınıyor.

Bu kadar şey değişse de değişmeyen uygulamalar var.

Biraz önce de dediğimiz gibi bu atmosferin sorumlusu Burhanettin Duran bey değil.

Farkındayız, istese de değiştiremeyeceği gerçekler var.

Ne diyordu merhum Ahmet Mete Işıkara: Ülkemiz depremle yaşamaya alışmalı.

Bunlar ülkemizin, coğrafyamızın gerçekleri.

Bu yazılanları hasbihal olarak kabul edin.

Kadir Gecemiz ve kavuşmak nasip olursa

Ramazan Bayramımız mübarek olsun.


© Milli Gazete