menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Annem!

25 0
04.05.2026

Yıllar önceydi. 1970’li yıllar…

İstanbul’un kadim semtlerinden birindeydi evimiz…

Henüz 5-6 yaşlarındaydım…

Apartman önünde yeni yapılan inşaattan düşen parlak taşlarla oynarken bile düşünceli bir halim vardı.

En çok sevdiğim “misket” oyunu bile rahatlatmadı beni…

Havada “tuhaf” bir koku sezinliyordu…

Bu koku balkonda arpa-buğday ile beslediğimiz ve birkaç gün sonra keseceğimiz kurbanlık koçun etrafa yaydığı kokudan farklı, başka bir kokuydu!

Kurbanlık koç demişken…

Kaç haftadır annemle özene bezene bu koça bakıyorduk.

Birkaç günde bir Pangaltı’ya giderek arpa alıyor, koçu besliyorduk.

Koçun arpayı yerken çıkarmış olduğu sesleri hâlâ unutamam…

Gelişmiş, büyümüş, iyice dirilmiş ve neredeyse yanına yaklaşılmayacak kadar kuvvetli bir kurbanlık olmuştu.

Kurban Bayramı’nda kesilecekti ama evimizin vazgeçilmez bir parçası olmuştu, bu koç.

Ama yine de sanki, hiç olmaması gereken, yaşanmaması gereken bir şeyler olacakmış gibi bir his vardı bende, taa yüreğimin derinliklerinde. İrkildiğimi hatırlıyorum!

Esasen durumumuz iyi idi.

Maddi en küçük bir kaygımız yoktu.

Babam henüz bisiklet almamıştı ama bu farklı bir gerekçeden, güvenlik endişesinden kaynaklanıyordu.

Bakkal dükkânı işleten rahmetli babam, mahallenin en çok sevilen ve saygı duyulan bir esnafıydı.

İyi ama havadaki bu tuhaflığın, bu puslu renklerin sebebi neydi?

Diye düşünürken, babamın birkaç kişi ile birlikte akşam saatlerinde eve girdiğini fark ettim!

Neler oluyordu, sahi?

Oyuna dalmışken arkadaşlarımla, bir yandan da gözlerim, babamı ve o birkaç kişiyi takip ediyordu…

Direkt balkona........

© Milli Gazete