Gırnata’nın taşlarında Gazze’nin sessizliği
Uzun yıllardır görmeyi hayal ettiğim Endülüs topraklarındayım…
Bugün Gırnata’nın dar sokaklarında, Elhamra Sarayı’nın avlularında dolaşıyor; yarın Kurtuba’nın taş döşeli caddelerinde yürümeye hazırlanıyorum. Aslında sadece şehirleri gezmiyorum. Kaybedilmiş büyük bir medeniyetin izlerini takip ediyorum.
Bazen bir yolculuk kilometreler kat etmek değildir; asırlar arasında yürümektir.
Endülüs’e attığım her adımda zihnimde tek bir şehir canlanıyor: Gazze…
Çünkü bazı şehirler birbirine coğrafyayla değil, kaderle benzer.
Bir zamanlar Gırnata kuşatma altındaydı.
Bugün Gazze kuşatma altında.
O gün Endülüs, parçalanmış İslam dünyasının sessizliği içinde yardım bekliyordu.
Bugün Filistin de aynı yalnızlığı, dünyanın gözleri önünde yaşamaya devam ediyor.
Elbette tarih birebir tekerrür etmez. Her çağın kendine özgü şartları vardır. Ancak tarihin değişmeyen bazı hakikatleri vardır. Medeniyetler yalnızca dışarıdan gelen ordularla yıkılmaz; içeride kaybolan birlik, ortak akıl ve ortak ideal onları daha önce çökertir.
Endülüs bunun en acı örneğidir.
Sekiz asır boyunca ilmin, sanatın, mimarinin, tıbbın ve birlikte yaşama kültürünün zirvesi olan bu topraklar, dışarıdan gelen ordulardan önce içeride yaşanan ayrışmaların yükünü taşıdı.
Taife devletleri........
