menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin büyük stratejisi

36 0
27.04.2026

Küresel siyaset ve uluslararası ekonomik düzen, dikey hiyerarşilerden yatay ağlara doğru derin bir yapısal dönüşüm geçirmektedir. Bu post-hegemonik düzende devletlerin ağırlığı konvansiyonel askeri kapasite haricinde lojistik, dijital veri ve enerji akışlarını kontrol edebilme yetenekleriyle ölçülmektedir. Nodal Egemenlik teorisi, tam bu eksende şekillenen yeni uluslararası ilişkiler paradigmasını açıklamaktadır. Türkiye'nin 2002-2026 yılları arasında geliştirdiği stratejik vizyon ve bilhassa maruz kaldığı ağır krizler karşısında hayatta kalmak amacıyla sergilediği kurumsal refleksler, ülkeyi küresel ağların vazgeçilmez Sistem Düğümü haline getiren dirençli bir büyük strateji inşasıdır. Bu analiz, nodal egemenlik iddialarının bilimsel geçerliliğini, yapısal kısıtlarını ve stratejik projeksiyonunu nesnel bir yaklaşımla değerlendirmektedir.

Siyaset bilimi literatüründe devlet kapasitesi çoklu kriz anlarında test edilir. Türkiye, yakın geçmişinde terör eylemleri, sınır ötesi savaşlar, göç dalgaları ve on beş Temmuz darbe girişimi gibi tehditlerle yüzleşmiştir. Küresel pandemi ve altı Şubat depremlerinin getirdiği ekonomik yük bu tabloya eklenmiştir. Bilimsel perspektiften bakıldığında, bu yıkıcı faktörlerin her biri kırılgan devletleri çökertebilecek şiddettedir. Türkiye'nin idari bütünlüğünü koruması ve bu sarsıntılar karşısında esneklik sergilemesi, Sistem Düğümü argümanını tarihsel olarak doğrulamaktadır. Devletin bu süreçten çelikleşerek çıkması, küresel sistemdeki konumunu pekiştiren sağlam bir temel oluşturmuştur.

Nodal egemenliğin fiziksel donanımı, ülkenin üretim ve lojistik kapasitesindeki sayısal artışla doğrudan ilişkilidir. Organize Sanayi Bölgesi sayısı, iki bin yirmi altı yılı itibarıyla dört yüz sınırına yaklaşmıştır. OSB bünyesindeki fabrika sayıları aynı........

© Milat