menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seküler dindar: Özgürlük söylemi mi? Sınır algısının değişimi mi?

37 0
27.02.2026

Sekülerleşmenin kültürel etkileri, dindarlığın biçimini mi dönüştürüyor?

Yoksa bizler özgürlük kavramını yeniden yorumlarken sınır algımız da mı değişiyor?

Bugün tartışılan mesele tam da burada başlıyor. Çünkü sekülerlik artık yalnızca “devlet düzeni” ile ilgili bir kavram değil, gündelik hayatın sınırlarını belirleyen bir zihniyet biçimine dönüşmüş durumda.

Sekülerlikten Ne Anlıyoruz?

Seküler hayattan ne anladığımızı netleştirmeden sağlıklı bir tartışma yürütmemiz mümkün değil. Eğer sekülerlikten maksat dünya hayatını ciddiye almak, çalışmak, üretmek ve modern bir yaşam sürmek ise İslam buna karşı değildir. Bilakis İslam, insanı hem dünya hem ahiret sorumluluğu taşıyan bir varlık olarak görür. Kur’an’ın diliyle kul, dünyadan nasibini unutmaz, ahiretini hayatının merkezine alır.

Ancak sekülerlik, dini hayatın dışına iten bir zihniyete dönüşüyorsa, yani inanç yalnızca vicdana hapsedilip gündelik tercihlerden çekiliyorsa, burada bir dünyevileşme sorunu başlar. Çünkü İslam’da iman, hayatın tamamına temas eder. Ekonomiden ahlaka, sosyal ilişkilerden bireysel tercihlere kadar bir yön tayin eder.

Burada; dünya ile imtihan başka, dünyayı merkeze almak başkadır.

Mesele kimlik değil, mesele değerlerimizin yaşamımızın neresinde yer aldığıdır.

Günümüzde artık mesele yalnızca “dindar” ya da “seküler” olmak değil. Asıl mesele, hangi değerin hayatımızın merkezinde durduğudur. İnanç bir kimlik beyanı olarak mı kalıyor, yoksa tercihlerimizi belirleyen bir ölçü olmaya mı devam ediyor?

Zamanla sekülerlik siyasal bir ilke olmaktan çıkıp kültürel bir yaşam tarzına dönüştü. Mekân tercihleri, estetik anlayışı, tüketim........

© Milat