Nasılsın?..
Her şeyin görselleştiği bir çağa erdik.
Reklamların göze hitap ettiği, yazıların görülmediği fotoğrafların boy gösterdiği bir çağ.
Çizgi roman tadında bir hayat yaşıyoruz.
Gözlerimiz açık ama kalbimiz uykuda.
Feryat figan ediyor dünya, SOS veriyor, bağırıyor ama duymuyoruz.
İnsanlık çığlık çığlığa ama biz, ekranların başında kanaldan kanala geçiş yapmakla meşgulüz. Her akşamımız bir dizi, bir show programıyla esir alınmış.
Acıları, hüzünleri, soykırımları haber kanallarında saniyelik durum olarak görüp geçiyoruz. Ah vah demekten de geri durmuyoruz. Sadece o kadar.
Bazen de bir acıya dikkat kesilirken onun kimliğine bakıyor, bizimle aynı kütükten değilse onu dert edinmekten vazgeçiyoruz. İşte o an bir kez daha ölüyor insanlık ve maalesef fark edemiyoruz. Her gün yeni bir zulüm manşet oluyor. Her gün bir çocuk, bir coğrafyada toprağa düşüyor.
Bir yanda kıtlık, diğer yanda israf; bir yanda işgal, diğer yanda tatil planları, bir yanda kan, diğer yanda kadeh, bir yanda ölüm, diğer yanda yaşam üzerine felsefik konuşmalar... Coğrafya kaderdir, bazen de kederdir deyip konuyu kapatıyoruz.
Sanki dünya iki ayrı gezegenmiş gibi. Sanki ölen insanlar, yitip giden canlı değilmiş gibi. Bu sessizliğimizle aslında hepimiz biraz daha ölüyoruz. Her sustuğumuzda, her duymazdan geldiğimizde, her “ben ne yapabilirim ki?” dediğimizde… Bir yanımız daha düşüyor........
