menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anlamlı hikâye

15 0
07.05.2026

“Bataklıkta yeşeren bir gül misali düşün…

Öyle bir düşün ki, sana “fikrimin ince gülü” desinler." Çünkü bu çağ, çamurun çok, çiçeğin az olduğu bir çağdır. Ve belki de tam da bu yüzden, gül olmak artık bir süs değil; bir duruş, bir direniş, bir istikamet meselesidir. Ki bu çağ, kalbi olanlara çok ağırdır.

Dünyanın geldiği şu son hâline bakıyoruz: Gürültü çoğaldı, mânâ azaldı. Kalabalıklar büyüdü, yalnızlık derinleşti. Bilgi arttı ama hikmet eksildi.

İnsan, kendi ürettiği hızın altında ezilirken, ruhunu geride bıraktı. Yetişemiyoruz artık kendimize. Afrika’nın o kadim sözünü hatırlatan bir çağdayız: “O kadar hızlı gidiyoruz ki ruhumuz arkada kaldı.”

Şikâyet etmek için sebeplerimiz çok, evet. Hatta şikayet durum tespiti için de çok önemli. Ama sadece şikâyet ederek bir yere varamayacağımız da aşikâr. Çünkü karanlığı tarif etmek, ışık yakmak değildir. Hatta bazen karanlığı sürekli konuşmak, ona alışmanın bir başka şeklidir. Oysa mesele, karanlığa rağmen ışık olabilmektir.

İşte burada iki kapı aralanıyor önümüzde:

Biri “durum tespiti”, diğeri “yaklaşım”.

Durum tespiti acıdır. Çünkü gerçekler çoğu zaman can yakar. Dünya iyiye gitmiyor olabilir. İnsanlık, kendi elleriyle kendi vicdanını törpülüyor olabilir. Her yanımız, savaş, kıyım, kan, gözyaşı ile çevrili olsa bile yaşamı anlamlı kılan bir umudu olmalı insanın.

Sorunları inkâr etmek, gözü kapalı araba sürmek gibidir. Ama sadece bunlara bakarak umudu terk etmek de kalbin kapılarını kilitlemektir.

Yaklaşım ise insanın kim olduğunu ele verir. Aynı çamurun içinde biri kirlenirken, diğeri kök salabilir. İşte farkındalık tam........

© Milat