Yeşil deniz mi, hüzün denizi mi?
Bazı teşekkürler zamanında edilemez. Bu yazı, Yeşil Deniz dizisine gecikmiş bir teşekkürdür.
Bazen bir kitap, bazen bir film, bazen de bir dizi; içimizde tarif etmekte zorlandığımız bir hüzün bırakır. Aslında bizi hüzünlendiren şey gördüğümüz sahneler değil, o sahnelerde hatırladığımız güzelliklerdir.
Güzel dostluklara hüzünleniriz; çünkü dostluğun ne kadar kıymetli olduğunu biliriz. Güzel paylaşımlara hüzünleniriz; çünkü paylaşmanın insanı nasıl zenginleştirdiğini hissederiz. Fedakârlıklara, affediciliğe, vefaya ve samimiyete hüzünleniriz; çünkü hayatın aslında bunlarla güzelleştiğini unutmuşuzdur.
Demek ki hüzün her zaman karanlık bir duygu değildir. Bazen hüzün, insana yol gösteren sessiz bir rehberdir. Kaybetmeye başladığımız güzellikleri yeniden hatırlatır. Bize; "Böyle dostluklar olmalı, böyle arkadaşlıklar yaşanmalı, böyle aileler kurulmalı, insanlar birbirlerine böyle davranmalı" der.
Üstelik bütün bunlar ulaşılması zor idealler de değildir. Hâlâ bugün güzel arkadaşlıklar kurulabilir, güzel dostluklar yaşanabilir, aileler sevgiyle ayakta tutulabilir, iş ortaklıkları güven ve sadakat üzerine inşa edilebilir. Bunun için büyük fedakârlıklardan çok, vicdanın sesini dinlemek yeterlidir.
Çünkü nasıl iyi bir dost olunacağını, nasıl güzel bir arkadaş olunacağını, bir ailede, iş yerinde veya sokakta nasıl güzel insan olunacağını vicdan zaten bize fısıldamaktadır. Mesele o sesi işitebilmektir.
Galiba bizim asıl problemimiz vicdandan gelen sinyallerin zayıflaması değil; o sinyalleri duymamak için gönlümüzün antenini başka........
