"Küskünüm"
Bir türkü ya da bir şarkı sadece aşkı, hasreti ve gurbeti anlatmaz; örs üzerinde ihanet balyozuyla dövülen umutları ve darmadağın edilen güveni de anlatır. Bir şarkı; yokluğu ve sefaleti halka mecbur kılanların, sırça köşklerinde yağdan baldan eksik olmayan ellerinin mazluma hiddetle kalkışını haykırır. Henüz tekâmül etmemiş yön duygusuyla ortada kalan bir neslin imdadına koşması gereken müfredatın, kurtuluş diye bataklık Batı’yı işaret etmesindeki acı ironiyi dile getirir.
Bir türkü, güç devşirenlerin büyük bir nefretle bu toprakların gerçek sahiplerinin üzerine yürümesini ve insanımızı kendi yurdunda "din mazlumu" konumuna düşürmesini anlatır. Hiçbir şarkı sadece beşerî bir aşk için bu kadar yırtınmaz; çünkü bu denli bir feryat fıtrata terstir. Bu denli yüksek bir perdeden çıkan ses, aslında adresi yasaklanmış hakikatleri ve üzerine çivi çakılmış kapıları gösterir.
Bazı eserlerin sözlerinde imanî yönden tehlikeli ifadeler bulunsa da, özellikle arabesk müzik, şuur altına itilmiş acıların bir dışa vurumu ve sessiz bir başkaldırıdır. Öyle ihanetler ve öyle derin sancılar yaşatılmıştır ki; elden bir şey gelmeyince, müziğin nağmeleri ve sözlerin isyanıyla bir yanardağ gibi nefes alınmaya çalışılmıştır.
Anadolu’nun kapılarının bin yıl önce Besmele ile açılmasının; Selçuklu ve Osmanlı’nın alın teriyle bu toprakların vatan kılınmasının ardından yaşanan o büyük ihanet... Minarelerdeki ezan, huzura davet eden bir pusulaydı. Kur’an; kâinatı ve insanın yaradılış gayesini konuşturan yegâne hakikatti. Peygamber sevgisi ve Sünnet-i Seniyye bir ocak, bir........
