menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aşkını taşlara işleyenlerin şehri

18 0
16.04.2026

Mardin’in cadde ve sokaklarını ayazın, sisin, güneşin ve yağmurun sık sık yer değiştirdiği bir iklimde gezmeye devam ediyoruz. Diyarbakır Kapı’dan girip 1. Cadde’den kadîm şehrin kalbine ilerlerken âdeta açık hava müzesinde geziniyor hissine kapılıyoruz. Bu kadar tarihi yapıyı ilk kez bir arada görmenin şaşkınlığı içinde yürüyoruz.

Türkiye’de o kadar şehir gezdik, o kadar uygarlık ve medeniyetin içinden yürüdük, fakat birbiri üzerine yığılmış her biri sanat harikası bu kadar yapıyı bir arada görmedik. Taşların âdeta cana geldiği bu yapılar eski Mardin’e öyle bir güzellik katmış, öyle bir hayat iksiri sunmuş ki hayretler içerisinde bir daha, bir daha, bir daha bakmamak mümkün değil.

Şehir, 1030 ilâ 1090 metre yükseklikteki Mazı Dağı’nın yamacına, doğudan batıya yaklaşık 2 bin 500 metre uzunluğunda, 500 metre genişliğinde bir alana öyle mükemmel yerleştirilmiş ki, hem kaleden hem de karşıdan seyreyleyenleri büyülüyor. Ortaçağ mimarîsini günümüzde de sürdüren bu yapılaşma kendine has özellikleriyle görenleri masalsı bir yolculuğa çıkarıyor. Bu şehre neden “gündüzü seyranlık, gecesi gerdanlık” denildiğini anlamak için bir tepeye çıkıp; gündüz taşların dile geldiği mekânları seyreylemek, gece ise karanlığı yırtan gerdanı andıran siluetiyle baş başa kalmak gerekiyor.

ŞEHİR SARI RENKLİ TAŞLARLA BEZENMİŞ

Mardin, Anadolu ev mimarisinde, Orta Anadolu’nun Niğde, Kayseri şehirlerde daha yaygın olarak da Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde örneklenen, “Kuzey Suriye ile benzeşen” taş mimarî tarzıyla birlikte, bölgede çok sayıda ocağı olan sarı kalker taşı, yapı üretimine egemen olmuş; ahşaba kapı, pencere, asma kat gibi zorunlu kullanımlar dışında yer verilmemiş. Böylece taş, süslemeden, taşıyıcı sisteme kadar her yapı elemanında başat rol oynamış.

Bu mimarînin biçimlenmesindeki etkenlerden bir diğeri ise bölgenin iklimi olmuş. Ayrıca mimarîde önemli bir yere sahip olan eyvan, revak gibi yarı açık mekânlar, özellikle batı güneşine karşı gölgede kalabilecek biçimde yönlendirilmiş.

Tarihsel geleneğin günümüze dek sürdürülmesinin bir sonucu olarak özgün mimarî karaktere sahip yapılaşmayla anılan Mardin’in, kentle özdeşleşen kagir evleri, gerek planlamasıyla gerekse malzeme ve bezemeleriyle Anadolu konut mimarîsinde ayrıcalıklı bir konuma erişmiş.

ARTUKLU BEYLİĞİ’NİN BAŞŞEHRİ’NDE DEVR-İ ÂLEM

Coğrafî İşaret Tescilli Mardin Taşı’ndan inşa edilen yapılar, normal taştan farklı olarak açık renkli sarımsı renkte olup, bu taşların en büyük özelliği kesilebilmesinden dolayı rahat bir şekilde işlenebilirliğiyle zengin süsleme elde edilmesini sağlamış. Bu sebeplerden Mardin’de ahşap malzemenin kullanılmamış olması azlığından değil, Mardinlilerin taş geleneğine sıkı sıkıya bağlılığıyla ifade ediliyor.

Mardin Kalesi’nin içinde nice uygarlık ve medeniyet değişmez “doğum, yaşam ve ölüm” olgusu ile devr-i âlem eylerken, 12’inci asırda hüküm süren Artuklu Beyliği’nin başşehri kabına sığmayan su misâli kalenin dışına taşmış.

İşte böyle ilmek ilmek işlenen Mardin evleri kalenin eteklerinden ovaya doğru birbiri üzerine yükselen teraslar hâlinde, tepenin güney yamacında bulunuyor. Volkanik alan üzerine kurulan şehir, tarihsel yapılaşma geleneğini günümüzde de sürdürüyor.

MEZOPOTOMYA OVASI’NIN SEYRİNE DOYUM OLMUYOR

Mardin’deki tüm yapıların ön avlularının cepheye bakmaları, Mezopotamya Ovası’na açılan kapılarının tepenin eğimi üzerinde kurulmaları ve en az iki katlı inşa edilmelerinden dolayı hiçbir evin gölgesi neredeyse diğerinin üzerine düşmüyor. Hiçbir evin penceresi diğerini görmüyor ve dahi hiçbir ev diğerinin ışığını kesmiyor.

Mistik sokaklar daracık amma hiçbiri çıkmaz değil; şehrin her yerine mihenk taşı gibi kondurulmuş kiliselere, manastırlara, camilere, medreselere, hanlara ve çarşılara her daim su gibi akıyor. Bu sokaklara günümüz araçları sığmazken, başta çöp toplama işi olmak üzere bazı yük taşıma görevini “kadrolu eşekler” sağlıyor.

Bunlarla birlikte nice yaşanmışlık, mitoloji, efsane, hurafe, efsane hâlâ bu şehrin evlerinde, sokaklarında canlılığını koruyor. Duvar diplerinde, daracık sokak aralarında kulaktan kulağa, nesilden nesile anlatılan yarısı kadın yarısı yılan olan Şahmaran’ın bilgeliği, sevgisi ve kurban ediliş efsanesi hâlâ anlatılmaya devam ediyor. Nazardan korusun diye motif olarak duvarlara işleniyor.

Daracık sokaklardan zirveye doğru çıkarken önümüzü sivil mimarî ile şehrin manevî dokusunu oluşturan kadîm inanç........

© Milat