Yapısal reformların tam zamanı
Türkiye’de özellikle ekonominin bozulmaya başladığı 2021 yılı ortasından bu yana yapısal reformlardan söz ediliyor.
Bu çağrılar özellikle bir önceki ekonomi yönetimi dönenimde çok daha fazla duyulur hale gelmekle beraber Syn. Şimşek döneminde bizzat kendisinin de meseleyi sıklıkla ifade etmesi üzerine daha da önemli bir hale geldi.
Dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan her ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de her ekonomik zorluk, her toplumsal sıkışma sonrası “yapısal dönüşüm” vurgusu yapılması son derece normal, bu konuda umutlanmak da son derece demokratik bir beklenti. Ancak bu beklentiler ne yazık ki çoğu zaman kısa vadeli çözümlerle sınırlı kalıyor.
Oysa reform; sadece bir kanun değişikliği değil, aynı zamanda zihniyet değişimini içeren kalıcı bir dönüşümdür. Bugün karşı karşıya olduğumuz pek çok sorunun geçici değil, kökleri sistemin yapısına işlemiş olduğunu görmek gerek.
Bu yüzden de artık pansuman değil, yapıcı ve kararlı bir tedavi sürecine ihtiyaç var. Bu sürecin merkezinde ise sağlam bir yasal zemin, kurumsal güçlendirme ve toplumsal uzlaşı yer almalı.
Bu çerçevede atılması gereken ilk adım, hiç kuşkusuz yargı alanında. Çünkü adaletin güçlü olduğu yerde toplumsal huzur da ekonomik güven de kendiliğinden gelişir. Hukukun öngörülebilirliği hem vatandaşın devlete olan bağlılığını artırır hem de yatırımcının cesaretini.
Son yıllarda bu alanda zaman zaman kamuoyunda soru işaretleri oluştuğunu biliyoruz. Bu algıyı düzeltmek için daha katılımcı, daha bağımsız ve daha liyakat temelli bir yargı sistemi inşa etmek hepimizin ortak sorumluluğu.
Ekonomide ise sadece kısa vadeli araçlarla değil, kurumsal istikrarı güvence altına alacak yapılarla ilerlenmeli. Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, sadece teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda ekonomik güvenin temelidir. Bunun anayasal güvence altına alınması, başkan ve yöneticilerin siyasi........
© Milat
