Çin'in Ar-Ge liderliği ve Türkiye için dersler
Malumunuz olduğu üzere geçtiğimiz hafta OECD'nin yayımladığı Ana Bilim ve Teknoloji Göstergeleri raporu küresel dengeleri sessiz sedasız değiştiren bir gerçeği belgeledi. Çin, 2024 yılında 1,03 trilyon dolarlık Ar-Ge harcamasıyla ABD'nin 1,01 trilyon dolarını geride bıraktı. Üstelik Çin'in yıllık Ar-Ge büyümesi %9,7 iken ABD'ninki %3,4'te kaldı. Bu bir defaya mahsus bir geçiş gibi durmuyor. Tam anlamıyla yapısal bir kırılmaya işaret ediyor.
Bunun anlamını biraz açmak gerekiyor elbette. ABD İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana inşa ettiği küresel teknolojik üstünlüğünü seksen yıl boyunca elinde tuttu. Apollo programından internete, yarı iletkenden yapay zekaya kadar dünyayı şekillendiren atılımlar büyük ölçüde Amerikan laboratuvarlarından çıktı. Çin'in bugün ulaştığı pozisyon bu seksen yıllık tabloyu tarihe karıştıracak nitelikte. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü'nün raporuna göre Çin 74 stratejik teknoloji alanının 66'sında küresel liderliği eline geçirmiş halde. Nature Index'in 2025 sıralamasında dünyanın en üretken on bilim kurumunun dokuzu Çin'de bulunuyor.
Bu büyük dönüşümün etkilerini bizim çok yakından izlememiz gerekiyor. Zira Türkiye sanayisi hala büyük ölçüde Avrupa Birliği ülkelerinin tedarik zincirine eklemlenmiş bir taşeronluk konumunda. TÜİK rakamlarına bakıldığında imalat sanayindeki katma değerimiz 2002'de 41 milyar dolardan 2025'te 241 milyar dolara çıkmış görünüyor. Ayrıca küresel sıralamada 21. sıradan 14. sıraya yükseldik. Rakam etkileyici ama bu büyümenin neredeyse tamamı düşük ve orta-düşük teknolojili ürün gruplarında gerçekleşti. Tekstil, hazır giyim, otomotiv yan sanayi, demir-çelik kalemleri ihracatımızın........
