Tanrı’dan mı Tanrı’ya mı?
İnsanlık tarihine bakıldığında şayet bir metateori üzerinden okuma yapılacaksa, bunun İslami literatürde temel kavramları “Hak” ve “Batıl” şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bütün peygamberler “hak”ikati insanlara bildirmek üzere tarihe girmişlerdir. Hakikat en temelde Tanrı, evren, insan ve eşyanın tabiatı, mahiyeti ve gerçekliğini ifade etmektedir. Bu bağlamda “hakikat”e dair bir söylem, sözgelimi eşya ile onun tabiatı arasında bir örtüşme olduğu iddiasındadır.
İnsanlık tarihini dikkatli bir şekilde gözden geçirdiğimizde tarihin bu metateori etrafında devri dalgalı bir seyir izlediğini söyleyebiliriz. Buna göre peygamberler toplumlara “hakikat”i anlatmaya çalışırlar fakat batıl da insanlar arasında bir şekilde yaşamaya devam eder.
Burada “hak”ikatin insandan bağımsız ve onun dışındaki bir varoluşa tekabül ettiğini belirtmeliyiz. Nitekim Tanrı tek mutlak hakikat olup, aslında kutsal kitap ve peygamberler aracılığıyla bu hakikati insanlara bildirmektedir. Bu bağlamda hakikat, insanın dışında ve “Tanrı’dan insana” doğru bir nitelik taşımaktadır. Bir başka değişle tabiri caizse hakikat “objektif” olup insana bağlı değildir.
Fakat “Hak”ikatin insan tarafından........
