İslam düşüncesinin “aktif”leşmesi
“Hak” ve “batıl” insanlık tarihi boyunca bir meta anlatı olarak okuma biçimi şeklinde işlev görmektedir. Her ne kadar post/modern dönemde hakikatin parçalanması sebebiyle artık “doğru”, “hakikat” ve “batıl” gibi nitelemeler yapılamadığı için muğlaklıklar daha da belirginleşmektedir.
Hak ve batıl tarih boyunca bir mücadele halinde olmuş ve hak kendisini güce değil hakikate dayandırdığı ölçüde güçlü olmuştur. Batıl ise zaten içeriksiz olan teorisini “hak”lı kılmanın yolunu güce dayanmakla bulmuştur. Tarihsel sürece baktığımızda insanlık batılı sürdürme gayreti içinde olmuş, bu dönemlerde gücü kullanmış; fakat tarih bir şekilde “hak”ikatin tezahürleriyle yeniden belirginleşmiştir. Belki tarihte çoğunlukla “batıl” hakim olmuş görünmektedir; fakat hakikatin savunucuları bir şekilde tarihi yeniden yönlendirmişlerdir.
Günümüzün post/modern dünyası mentalite olarak kötülüğün egemenliğine de bir alan açmış görünmektedir. Nitekim film sektöründe kötülükler bir zeka unsuru olarak gösterilmektedir. Geçmişte ütopyalar (olmayan yer) kendi dönemlerine bakarak “iyi” ve “adil” bir dünya kurmanın peşinde olmuşlardır. Fakat günümüzün hikayeleri artık........
