menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kriz Sosyolojisi

13 4
26.02.2025

Yunanca “karar” ve “ayrılmak” anlamlarını aynı zamanda içeren kriz kelimesi farklı adlarla da olsa bütün dönemlerde insanlığın en fazla kullandığı kelimelerden biridir. Hiç kuşkusuz bozulma dönemlerine özgü yapısal çözülmeleri haber veren bu terim açık bilinç hallerinin soluklaşmasından, bütünlük ihlalinden kaynaklı olan parça-bütün ilişkisinin yitimiyle ortaya çıkan dejenerasyondan ve bütünü besleyen parçaların her birinin kendi konumlarını yitirmesi sonucu vücuttan esenliğin “ayrılmaya” “karar vermesinden” kaynaklı bir çöküş durumudur. Bir toplumda veya dönemde kriz kelimesi ne kadar çok kullanılıyorsa bilin ki o dönem veya toplum yozlaşmaya, çöküşe, ölüme o kadar yakındır. Bütün bu halleriyle kriz bir karar verme yetisini yitirme, geçici yahut kalıcı tereddütler yaşama ama aynı zamanda ikirciğin yarattığı “kopma”, “ayrılma”, “terk etme”ye yönelik şuursuz debelenme anlamlarını muhtevidir. Bireysel yönüyle bedenin dokularda, kaslarda veya organlarda meydana gelen her türden eprimeye boyun eğmesi, hastalanması, hatta ölüme yaklaşması anlamına gelirken toplumsal olarak da gerek zihinsel gerek kurumsal-kuramsal gerekse pratiğe özgü olgusallıkların tamamında bir geriye gidişi, ayrılığı, bölünüp parçalanmayı, sağlık yitimini ve yozlaşmayı imlemektedir. Bütün bu halleriyle kriz bireysel tarafıyla yatay kodlara işaret ederek beden ve ruhsal hastalıklarını yanına alırken toplumsal tarafıyla yozlaşmayı, dejenerasyonu, değersizliği, hayat karşısında ölümün galibiyetini haber verir.

Bu cümleleri bize kurduran temel saik, Ali Öztürk’ün Kriz Sosyolojisi: Batı Merkezciliğin Yapısal Sorunları ve Kriz adlı eserinin Kadim Yayınları tarafından yayınlanmış olmasıdır. Daha baştan, içinden geçmekte olduğumuz sürecin art alanına, yani Batı dünyasının kendini merkeze alarak dünyanın geri kalan bütün kültürlerini ötekileştirmesinin ana sorunsalına........

© Milat