menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Homo Metalicus

21 0
10.06.2026

Aklın duygulara önceliği var. Dış dünyayla kurduğumuz bağ da içimize yönelik serüvenler de onun aracılığıyla gerçekleşiyor. Dünyaya onunla eklemleniyoruz. İçimize onunla dalıyor, dışımıza onunla çıkıyoruz. Başka insanlara, başka gezegenlere, geçmişe ve geleceğe, başka varoluş biçimlerine bizi aklımız ulaştırıyor. Varoluşumuzun ayaklarıdır akıl. O yüzden bazen olabildiğince çirkin görünür, o yüzden bazen sonsuz düşünce yolculukları laktik asitle doldurur beynimizi… Bununla birlikte gitmek de kalmak da durmak da hareket etmek de onunla mümkün. Kararsız kalışlarımız aklın soluklaştığı anlardır. Karar verişlerimiz onun parıldamasının eseri.

Gelgelelim insana sadece ayakları yetmiyor. Başka uzantılara da ihtiyaç var. Yüz, engebesiz bir yüzey değil. (Öyle olsa nasıl da çirkin görünürdük değil mi?) İnişler, çıkışlar, oyuklar, uzantılar, dikey ve yatay çizgiler bir yüzü anlamlı kılıyor. Karakterin dışarıya yansıması olan ifade ancak yüzdeki bu her bir çizgiyle mümkün oluyor. Bununla birlikte, en az yüzümüz kadar, ellerimiz de bizi insan yapıyor. Bir yüze sahip olsak da dokunmak, hissetmek olmaksızın mesafe kat etmek bazen hiçbir anlama gelmiyor. Gözleri kapalı yürümek gibi, boşlukta ilerlemek, hareketli bir müziğe sağır kalmak, sıcağa ve soğuğa, hatta renklere duyarsız kalmak gibidir duygusuzca akledişler… Duygusuz fikir, bu yönüyle, ruhsuz bedene benzer. Fikirsiz duygu bedensiz ruhu andırır ve her durumda biri ötekine muhtaç, biri olmayınca öteki kötürümdür…

Sanat ve edebiyatın geri çekilişiyle günümüz insanının yüzü ayrıntılarını yitirdi, çizgilerini kaybetti. Yüzümüz gün geçtikçe ensemize benziyor. Şimdilerde çok daha zor, bir insanın yüzüne bakarak gerçek duygularına erişmek, insan yüzünden duyguların sarkacıyla ruhunun derinlerine inmek… Geriye dönüp bakınca zihinsel yürüme........

© Milat